تبليغاتX
azarel

azarel

تاریخ فرهنگ

این نمونه یکی از صدها نمونه خیانتی است که ارمنی ها به کشورشان ایران کردند:

 

جاسوس افسانه ای شوروی در ایران، درگذشت

گئورگ وارطانیان با نام مستعار امیر، که سال ها جاسوس اتحاد جماهیر شوروی در ایران بود و از او با نام مامور "افسانه ای" یاد می شد، عصر سه شنبه ۲۱ دی در سن ۸۸ سالگی در بیمارستانی در مسکو درگذشت.

دیمیتری مدودف، رئیس جمهور روسیه در پیامی، آقای وارطانیان را "شخصیتی درخشان و یک وطن پرست واقعی" خوانده است.

گئورگ وارطانیان در تعدادی از ماموریت های دشوار و تاریخی از جمله در تامین امنیت جلسه سران متفقین در تهران حضور داشت.

کنفرانس تهران از ۶ تا ۹ آذرماه ۱۳۲۲ (۲۸ نوامبر تا اول دسامبر ۱۹۴۳) در این شهر محرمانه برگزار شد.

آقای وارطانیان در زمان حضور ژوزف استالین، وینستون چرچیل و فرانکلین روزولت در این کنفرانس در حالی که ۱۹ سال داشت، موفق شد طرح آلمان نازی برای ترور این سه رهبر برجسته را خنثی کند.

جاسوس شوروی رتوطئه ترور رهبران متفقین را در تهران خنثی کرده بود

رقیب آقای وارطانیان در آلمان نازی، جاسوس شماره یک این کشور به نام اوتو اسکورزنی بود که شخصا از آدولف هیتلر فرمان می گرفت.

جاسوسی برای شوروی در یک خانواده ارمنی

گئورگ وارطانیان هفدهم فوریه سال ۱۹۲۴ در یک خانواده ارمنی متولد شد.

پدرش هم مامور اطلاعاتی شوروی بود.

گئورگ در ۱۶ سالگی همکاری با سرویس اطلاعاتی شوروی را آغاز کرد.

زمانی که بریتانیا در جریان جنگ جهانی دوم مدرسه جاسوسی در تهران تاسیس کرده بود، آقای وارطانیان توانست وارد این مدرسه شد و با نفوذ در آن، فارغ التحصیلان مدرسه را که برای انجام ماموریت قرار بود به منطقه قفقاز جنوبی و آسیای مرکزی اعزام شوند، شناسایی کرد.

وارطانیان سپس مشخصات این افراد را به سازمان اطلاعاتی شوروی اطلاع داد.

گئورگ وارطانیان در سال ۱۹۸۶ به کشورش بازگشت و به کار خود با سازمان های اطلاعاتی شوروی تا سال ۱۹۹۲ یعنی یک سال پس از فروپاشی اتحاد جماهیر شوروی ادامه داد.

گفته می شود گئورگ وارطانیان یکی از ۱۰۰ جاسوس بزرگ در جهان بوده است.

 

 

+ نوشته شده در  جمعه 7 بهمن1390ساعت 22:1  توسط ایلقارحسن بیگلو  | 

 

Tarihte "Türk" Adı / Prof. Dr. Ġbrahim Kafesoğlu [s.308-315]

 Turkler Ansiklopedisi   :قایناق 

Bugün ilim dünyasında, umumiyyetle, “Türk” adının M.S. VI. yüzyıl ortasında Gôktürkler tarafından kurulmuĢ olan devlet (552-744) ile ortaya çıktığı kabul olunmaktadır.1 Buna gôre, “Türk” adı ilk olarak in yıllığı ou-Ģuda, Gôktürk birliğini gôstermek üzere 542 yılında2 ve Batı Wei Ġmparatoru Tai-tsu tarafından Gôktürk ġefi Bumına elçi gônderilmesi münasebetiyle de 545 yılında gôrünmektedir.3

I. Türk Adının Eskiliği Hakkında Ġleri Sürülen GôrüĢler

Türk adı in tarihi vesikalarında bôyle ortaya çıkmakla beraber, Türk soyundan gelen ve Türkçe konuĢan topluluklar Ģüphesiz çok eskiden beri mevcut bulunuyordu. Asya Hunları (in kaynaklarında, Hsiyung-nu), Batı Hunları (Avrupa Hunları), Kuzey inde Tabgaçlar (in kaynaklarında, To-pa) ile aynı sahanın çeĢitli bôlgelerinde küçük devletler kuran “Hsiyung-nu imparatorları”na bağlı toplulukların ekseriyeti ana dilleri Türkçe olan ve Türk soyundan gelen topluluklar idi.4 Türklerin bôylece tarihte büyük yer tutan eski bir millet olduğu düĢüncesi birçok tarihçi ve dilciyi “Türk” adının pek eski bir maziye sahip olabileceği hükmüne gôtürmüĢ ve bunlar “Türk” adını en eski tarih kaynaklarında aramak yoluna girmiĢlerdir.

Mesel., ünlü tarihçi J. v. Hammer, Herodotosun doğu kavimleri arasında zikrettiği Targitaların Türk olduğunu tahmin etmiĢti ki, ona gôre, “Türk” ismi ilk olarak bu kavmin adında geçmiĢ olmalı idi.5 Keza v. Hammer Tevrattaki Togharma adını da “Türk” ismi ile ilgili gôrmekte idi.6 Herodotosta “Türk” adını arayanlardan biri de Avusturyalı bilgin Tomaschektir. Bu da Grek tarihçisinin “Ġskit” arazisinde gôsterdiği kavimlerden Tyrkaei (Jyrkae) Türk kabul etmiĢti.7 Linguistique esasa dayanarak değil, fakat benzetme yolu ile “Türk” adının pek eski devirlerde izlerini bulmaya çalıĢanlar daha çoktur. Mesel., bir Fransız Ģarkiyatçısı, Plinius ile P. Melada Turcae Ģeklinde geçdiği iddia olunan kavmi Türklerle aynı saymıĢ,8 F. v. Erdmann, Thrak adını “Türk” ile aynîleĢtirmiĢ,9 V. de St. Martin ile meĢhur J. Marquart eski Hint kaynaklarındaki Turukha veya TürüĢka (yahud TuruĢka) adını “Türk” ile birleĢtirmek istemiĢlerdir,10 .n Asya çivi yazılı metinlerde ülke adı olarak gôrülen Tourki ile ve Asurca çive yazılı vesikalardaki Turukku okunabilen kavim adı ile “Türk” sôzünün münasebeti düĢünülmüĢ,11 “Türk” isminin Arapçadan uydurma Turkor kelimesinden çıktığı iddia olunmuĢtur.12

Türk adının çok eskiden beri mevcut olduğu kanaatinin hakim bulunduğu zamanlarda bu ad tabiatıyla eski in kaynaklarında da aranmıĢtır. Bôylece in yıllıklarında M... 2. bin ortalarından itibaren gôründüğü sôylenen Tik kavminin adının, telaffuz bakımından “Türk”e yakınlığı sebebi ile, “Türk” kelimesinin incedeki ilk Ģekli olduğu ileri sürülmüĢtür.13 Bu fikir, bazı Türk tarihçilerine cazip gelmiĢ gôrünmektedir.14 Fakat Tik-Türk münasebeti daha ônce W. Koppers, P. Pelliot vb. gibi mütehassıslar tarafından Ģüphe ile karĢılanmıĢ,15 A. V. Gabain tarafından kabul edilmemiĢ16 ve W. Eberhardın tetkikleri de Tikin Türk ile alakasızlığını ortaya koymuĢ bulunuyordu.17

Ġslam kaynaklarında ise “Türk” adının dikkat çekici bir durumu vardır. Bilindiği gibi, Ġslam literatüründe Hicrete kadar olan dünya tarihi daha ziyade bir hül.sa mahiyetindedir. Bu eserler 423

Ġslamiyet ôncesi Ġran, Ġsrail, Grek, Cahiliye-Arap tarihlerini kısaca ve birbirine müvazi Ģekilde kaydederler. Ġslamiyetten ônceki Türk tarihi hakkında bilgi veren Ġslam kaynakları ile bunlardan nakiller yapan mesel. Süryani müelliflerin eserlerinde, bilahere Türklüğü sabit olan kavimlerin ve hanedanların Türk olduklarının belirtilmesi dikkate değer bir noktadır ki, bu nevi malumat arasında bizi burada ilgilendiren bahis iki rivayet manzumesine dayanır:

1. Ġran, yani Zend-Avesta rivayetleri,

2. Ġsrail, yani Tevrat rivayetleri.

Tevrata dayanan rivayetlerde “Türk”ün Hazret-i Nuh neslinden olduğu kabul edilir.18 Bir kısım kaynaklarda Türk, Nuhun üç oğlundan Y.fesin oğlu olarak gôsterilir.19 Bôylece o zaman mevcut bulundukları tasavvur olunan kavimler arasında Türke verilen ehemmiyet belirmektedir. Bazı müellifler de Türkü Y.fesin doğrudan doğruya oğlu değil, fakat torunu veya onun neslinden biri saymaktadırlar.20

Ancak Nuh ile ilgili rivayetin muahhar olduğu ve “Türk” adının bu rivayete Türklerin (daha doğrusu Gôktürklerin ve onlardan itibaren Türk soyundan gelen diğer toplulukların) VIII-X. yüzyıllarda Ġslam dünyasında kendilerini hissettirecek derecede rol oynamağa baĢladıkları zamanlarda ilave edildiği anlaĢılıyor. Zira elimizdeki, aslına en yakın olarak tespit edilen Tevrat metinlerinde Türk, ne Ģahıs (ata), ne de kavim adı olarak yer almamaktadır.21 O halde Tevrat rivayetinde istinaden Ġslam kaynaklarında ve bunlardan nakillerde bulunan Süry.nî kaynaklarında kaydedilen “Türk” adı sonraki bir devreye ait olmak gerekir. “Türk” adı yanında zikredilen çeĢitli isimlerdeki Türk boyları da bunu gôsterir.

Diğer taraftan aynı Ġslam kaynakları Ġran rivayetlerini naklederken de “Türk”ten bahsetmiĢlerdir. Avestanın Ebûl-beĢer (insan cinsinin babası ki, Tevratta Hz. Âdem mukabilidir.) olarak tanıttığı Kay.marsdan (Kayûmareta) ve Tevrat rivayetindeki Nuh zamanına rastlayan CamĢNdden sonra, Ġran rivayeti Ģôyle devam eder: Hükümdar FarNd.n geniĢ ülkesini üç oğlu: Salm (Sarm), Ġrac, Atvac veya Tuvac (doğrusu, Turac) arasında taksim etti22 ve Türk, in ülkeleri Turaca düĢtü.23 Bu arada zuhur eden taht kavgalarında Ġrac diğer kardeĢleri tarafından ôldürüldü. Ġracın yerine Seçen oğlu Min.çihr (Man.çithra) babasının intikamını almak üzere “Türk” ülkesine yürüdü ve Turac neslinden Afr#siy#b ile çarpıĢtı. etin savaĢlardan sonra, iki memleket arasında hudut ok atmak suretiyle tespit edildi: Bir Ġranlı tarafından Teberistandan atılan ok24 Belh nehri (Ceyhun, Amu-derya) üzerine düĢtü. Bu sebeble bu nehir iki ülke arasında sınır sayıldı.25 Bundan sonra Ġran rivayetlerinde artık Türk ülkesinden “Turan”, Fars ülkesinden de “Ġran” tabirleri ile bahsedilmiĢtir.26

Ġran-Turan harpleri, bilindiği gibi, meĢhur destan Ģairi Firdevsinin (ôlm. 1021) ġehnamesine baĢlıca mevzu teĢkil etmiĢtir.27 Firdevsînin büyük mübalağalarla anlattığı bu savaĢların28 tamamıyla hayal mahsulü olduğu, Ġranlıların kendileri için eski Hint-Avrupa mitolojisinden zengin ve renkli bir mazi, Ġran hükümdarlarının iyiliklerini, adaletini ve imar faaliyyetlerini gôstermek maksadıyla bir sürü vekayi icat ettikleri ilmi araĢtırmalar neticesinde anlaĢılmıĢtır. Mesel. burada Ġran hükümdarı olarak 424

zikredilen FarNd.n (veya AfrNd.n) Hint-Ġran mitolojisinde Thraetaona adı ile geçen bir ilah olduğu gibi, Afr#siy#b da aynı il.hlar zümresinden savaĢ tanrısıdır ve asıl adı Frangrasyandır.29

Min.çihr ôldükten sonra, “Türk hükümdarı” Afr#siy#b30 Ġrana girdi, Azerbaycanı, istila ederek Babile kadar ileriledi. Ġranı, bu durumdan Min.çihrin torunu Zav b. .ahm#sb kurtardı. .ahm#sb gençliğinde “Türk ülkesi”ne gitmiĢ orada Türk hükümdarlarından birinin kızı ile evlenmiĢti. Bu Türk prensesinden doğan Zav birçok baĢarılı savaĢlar yaparak “Afr#sy#b al-TürkN”yi uzaklaĢtırdı. Afr#sy#bın Ġran topraklarında 12 yıl kaldığını bildiren bu rivayete gôre, Ġranın kurtuluĢu h.disesi büyük sevince vesile oldu ve bayram tel.kki edildi.31 Bundan sonra, hükümdar olarak, Kaykub#d ve Kayk#v.su müteakib, Siy#v.Ģ geldi. Bu da Afr#siy#bın kızı ile evlenmiĢti.32 ĠĢte Ġran-Turan savaĢlarının asıl kahramanı bu evlenmeden doğan KayHusravdır. KayHusrav, Afr#siy#bın kuvvetlerini ağır mağlubiyetlere uğrattı, 50-60 bin kiĢiyi telef etti, 30 bin kiĢi esir aldı. Bu arada Türk kumandanlarından çoğu ôldü. Oğlu da mağlup olarak ôlen Afr#sy#b bizzat sefere çıktı ise de 100 bin kiĢilik telefat verdikten sonra, Azerbaycana çekildi, saklandı; Fakat yakalanarak KayHusrave getirildi ve ôldürüldü.33

Bu son savaĢlarda bir hakikat mevcut gibi gôrünüyor. Zira eski Grek kaynaklarında, adı geçen Ġran hükümdarına ait bazı izlere tesadüf edildiği bildirilmektedir. Herodotosta ilk AhameniĢ kralı olarak zikredilen zatın Kyrus (KayHusrav adının Grekçe Ģekli) adını taĢıdığı, “Turan” hükümdarı Afr#sy#bın da Herodotosun Med kralı olarak tanıttığı Astiag olduğu beyan edilmiĢtir ki, buna gôre AhameniĢ Devri Ġranlıları Medyalıları “Turanlı” saymakta ve Med ülkesi “Turan”a dahil bulunmakta idi.34

Diğer taraftan KayHusrav ile çarpıĢan Afr#sy#bın Saka hükümdarı olduğu da ileri sürülmüĢtür.35 Bu takdirde eski Ġskitlerle ilgili bulunan Sakların bir Türk kolu olduğunu kabul etmek icap eder.36

Burada gerek Medyalılar, gerek Sakalar hakkında ileri sürülen tahminlerdeki tarihî gerçek payını tayin etmek müĢkül ise de, bahis mevzuu “Afr#sy#b”ın hakikaten bir Türk hükümdarı olduğu Ģüphesiz gôrünmektedir. ünkü onun büyük ve muazzez hatırası Asya Türkleri arasında asırlarca yaĢamıĢ37 ve tabiatıyla Ġran rivayetlerindeki uydurma ad altında değil, fakat, Türk ananesine gôre, Tunga Alp Er Ģeklindeki Türkçe adı ve unvanı ile tanınan bu ulu Türk hükümdarı namına Türkler yüzlerce yıl yoğlar, tôrenler tertip etmiĢlerdir.38

Bôylece Türk-Ġran münasebetlerindeki Afr#sy#b adlı hükümdarın belki milattan ônce asırlarda rol oynamıĢ büyük bir Türk baĢbuğu olduğu ortaya çıkmaktadır. Ancak bizi burada al.kadar eden cihet, bütün Ġsl.m kaynaklarının Afr#sy#bı daima “Türk” olarak zikretmiĢ olmalarıdır. Bununla beraber, Ġsl.m kaynaklarındaki rivayetlerin de, tespit bakımından, gerçek mehazleri Vahb b. Munabbih olsa dahi, VIII. yüzyıl baĢlarından daha geriye gitmediği unutulmamalıdır.39

Ġsl.mi devir kaynaklarından ônce yazılmıĢ Arapça eserler içinde “Türk” adının ilk geçtiği yer olarak C.hiliye Devrinin meĢhur Arap Ģairi Al-N#biEa al-Zuby#nNnin (ôlm. 595-612 yılları arası) Dîv.nı gôsterilmiĢtir.40 Buna gôre, Arapça yazılmıĢ eserler arasında “Türk” adının ilk defa VI. yüzyılın 425

sonlarına doğru zikredilmiĢ olduğunu kabul etmek l.zımdır.

Bizans literatüründe ise, Türklerin eski Troyalılarla münasebete getirilmiĢ olması dikkat çekicidir. Bu husus Ġstanbulun fethinden sonra Ġtalyaya giden Bizanslı Th. Gazes ile Ġtalyan hümanisti F. Filelfo arasında teati edilen mektuplarda gôrünüyor. Bu mektuplardan anlaĢılıyor ki, XV. asır Türkleri eski Troyalıların neslinden sayılmaktadır: Türkler Bizans baĢkentini zaptetmek suretiyle, Troyayı hile ile ele geçiren Greklerin torunlarından, atalarının intikamını almıĢlardır.41 Bu gibi tel.kkilerin doğuĢunda Ģüphesiz “Türk” adının eski Ģeklinin “Troia” olduğu zannı rol oynamıĢtır. Bilindiği gibi, Bizans müellifleri arasında “Türk” adı ilk defa, Gôktürkler dolayısile, Aghatias tarafından zikredilir.42

II. “Türk” Adının Tel.ffuzu

Türk adının eski tel.ffuzu meselesinde bugün varılan netice, bu adın eksikliğine dair yukarıda sıraladığımız gôrüĢlerin isabet derecesini tayin bakımından büyük ehemmiyet taĢımaktadır.

Bilindiği gibi, Gôktürklerden bahseden ilk in kaynakları “Türk” adını oldukça farklı bir Ģekilde zaptetmiĢlerdir: Tu-küe.43 Burada -incede r sesinin bulunmamasından sarfı nazar- dikkati çeken nokta “Türk” adının çift heceli olarak tespit edilmiĢ olmasıdır. TanınmıĢ Fransız sinologu P. Pelliot bu ince iĢaretin “Türküt” okunması gerektiğini ve bunun da “Türk” kelimesinin, Moğolca cemi eki +t ile yapılmıĢ, çoğul Ģekli olduğunu ileri sürmüĢtür.44 Ancak +t cemi ekinin yalnız Moğolcaya mahsus olmayıp, Gôktürklerden ônce bile Türk dilinde kullanıldığı45 ve Ġlk ve Orta ağlarda çok üstün bir kültür dili olan Türkçeden devlet, hukuk, teĢkil.t tabirlerinin Moğolcaya geçmesinin de gôsterdiği üzere,46 daha ziyade Türkçenin Moğolcaya tesirinin bahis mevzuu olabileceği hatırlanmalıdır. Nitekim son araĢtırmalardan birinde, “Türkler” Ģekline tekabül ettiği sôylenen ince iĢaretin sonunda +t değil, Türkçede diğer bir cemi eki olan +z bulunduğu, buna gôre de ince kelimenin “Türküz” okunması icap ettiği beyan edilmiĢtir.47 Fakat bu suretle, “Türk” adının incede daima çoğul Ģeklile (Türkler!) kullanıldığı peĢinen kabul olunmaktadır ki, bu herh.lde mümkün değildir. Diğer taraftan, incedeki çift heceli Ģeklin hakikatte “Türk” adının müfret halindeki karĢılığı olduğunu, binaenaleyh bu adın vaktile iki heceli olarak tel.ffuz edildiğini gôsteren emareler vardır.

Bu hususta en kuvvetli delil bizzat Türklerin yazdığı Gôktürk kitabeleridir. Kitabelerde “Türk” adı hem “Türk”, hem de “Türük” olarak iki Ģekilde geçmektedir.48 AnlaĢıldığına gôre, ônceleri çift heceli tel.ffuz edilen ad Gôktürkler Devrinde tek heceli Ģekliyle birlikte iki türlü tel.ffuz olunmuĢ, bil.here yalnız “Türk” Ģeklini almıĢtır.

SôyleniĢ bakımından üzerinde durulan bir husus da Türk kelimesindeki vokalin ses değeridir. Araplar ve Ġranlılar bu kelimeyi “Turk” tel.ffuz ederler: Bil#d al-Turk, malik al-Turk, Turk#n vb. XI.-XII. asırlardan kalma ilk Rus vekayin.melerinde “Türk” adı Tork, Torki (Türk, Türkler) Ģeklinde tespit edilmiĢtir.49 Bu dillerde esasen ü sesi mevcut olmadığı için izahta herhangi bir güçlük yoktur. Fakat kelimenin Süry.nî kaynaklarında Toukaye olarak50 ve fonetik alfabe sistemi olan Grekçede Tourkos (Tourcos Tourcoi) Ģeklinde zaptedilmiĢ oluĢu dikkate Ģ.yandır.51 Hatt. yukarıda adları geçen iki hümanist arasında “Türk” adının tel.ffuzu hakkına fikir teatisi olmuĢ, F. Filelfo Milanodan yazdığı 1 426

Temmuz 1472 tarihli mektubunda Romada bulunan Th. Gazesten “Türk” adını niçin u ile değil de ü ile yazdığını sormuĢ ve bu münakaĢadan Türklerin Troya menĢeli oldukları meselesi ortaya çıkmıĢtı.52 Burada bizi ilgilendiren husus, Th. Gazesin kaydı dıĢında, bütün Grek literatüründe adın “turk” Ģeklinde olmasıdır.

Halbuki, kelimenin aslında Türk olarak sôylendiğini gôsteren al.metler vardır. Adın Orhun kitabelerindeki yazılıĢında ilk hecenin vokali u veya o değil, fakat ô ve çok defa ü sesini vermektedir. Ancak Türk Ģeklindeki son harfin q (´) oluĢu yabancıların dilinde ulu tel.ffuza yol açmıĢ olabilir. Buna gôre de, Batıdaki yabancı vesikalara adın tek heceli Ģekli ile intikal ettiğini kabul etmek l.zımdır.53

Gôktürk kitabelerinde ilk hecedeki vokalin hem ü, hem de ô olabileceğini gôrmüĢtük. Kelimenin incedeki karĢılığında doğru sôyleniĢin hangisi olduğunu tespit mümkün olamamıĢtır. Bu mesele üzerinde duran L. Bazin, fonetik yazı sistemi olduğu için vokallerin değeri kolayca tayin edilebilen Brahmi yazılı bir metindeki Türk kelimesine istinaden, bahis mevzuu vokalin ô olduğunu ve iki hecelilik durumu dolayısiyle da, “Türk” adının asıl tel.ffuzunun “Tôrük” olması gerektiğini belirtmiĢtir.54 Bu bilgine gôre, adın ilk Ģekli Tôrôk veya Tôrük olup,55 kitabelerdeki Türük Ģekli ikinci hecedeki ünün regressif bir tesirle ilk hecedeki ôyü üye kalbetmesinden doğmuĢ (mesel., Anadolu lehçesinde, yôrükten yürük vb. gibi) ve iki heceli Ģekli son hecesindeki vokalde bil.re düĢerek “Türk” telaffuzu meydana gelmiĢ, (mesel., erkten erk, bôrükten bôrk vb. gibi), bôylece “Türk” adı tel.ffuz itibarıyla Ģu inkiĢafı takip etmiĢtir: Tôrük>Türük> Türk.56

Türk adının tel.ffuzu üzerindeki bu mütaalalarla ulaĢılan neticeler bizi tarih yônünden Ģu mühim hükümlere gôtürmektedir:

1- “Türk” adının Gôktürk çağından eski devirlerdeki tel.ffuzu iki heceli ve “Tôrük” Ģeklinde olduğuna gôre, türlü kaynaklarda ve çeĢitli vesikalarda “Türk” ile ilgili gôsterilen, yukarıda sıraladığımız isimlerin, “Türk” adının çok muahhar tel.ffuzu ile sadece dıĢtan benzerlikler gôsteren yabancı kelimeler olması icap eder.

2- incedeki Tu-küe kitabelerdeki iki heceli Ģekli aksettirse bile bu, nihayet Türüke tekabül etmekte, yani daha eski Ģekil olan “Tôrük”e nazaran muahhar bir tel.ffuz durumunda olduğundan, “Türk” adının ilk defa VI. yüzyılda meydana çıktığı ve ônce in kaynaklarında gôründüğü fikri kabule Ģ.yan olmamak gerekir.

3- Bir kelimenin bünye değiĢikliğine uğramasının uzun zaman isteyen bir husus olduğu, bilhassa ôzel adların geliĢmesinde bu zaman payının daha uzun olacağı dikkate alınırsa, “Türk” adının Ģimdiye kadar sanıldığından belki asırlarca ônce mevcut bulunduğu düĢünülebilir. Türk kelimesinin cins ismi olarak mevcudiyetinin ise daha da eski olacağı aĢik.rdır.57

III. “Türk” Ne Demektir?

Tarihte “Türk” adına birçok manalar verilmiĢtir. Gôktürk Devrindeki Sui-Ģu adlı in kaynağına 427

gôre, Tu-küe, Türk dilinde miğfer manasına gelir. ünkü Türkler adlarını, Altay bôlgesinde, eteklerinde oturdukları, miğfer biçiminde yükselen dağın Ģeklinden almıĢlardır.58 Hunlar ve Türkler hakkındaki büyük eserini 1756-1758de yazmıĢ olan De Guignesten beri59 Orta Asya tarihi ile meĢgul olan Batılı bilginlerden çoğu “Türk” sôzünün miğfer demek olduğu hususundaki in tefsirine ehemmiyet vermiĢ ve kendi açılarından bu kaydı izaha çalıĢmıĢlardır: J. Klaproth (1826) Tu-küeyi “takye” ile,60 J. Schmidt (1824) “dugulga” (miğfer) ile,61 Gobelentz (1837) ve Schott (1849) Farsça “targ” (miğfer)62 ile, J. J. Hess (1918), Türklerin sil.h imalcisi bir kavim olduğunu ileri sürerek, keza “targ” ile, B. Munk.csi (1921) “dugulga”nın aslı olduğunu iddia ettiği Tu-küe (kendisine gôre, doğru okunuĢ: Tu-lu-ke) sôzünü yine “miğfer” ile münasebete getirmiĢ,63 S. W. Koelle “Türk” kelimesinin kôkünü tur-, tir- addederek, bunu “çekmek, cezbetmek” manasına bağlamıĢ,64 kelimenin aslının “Turku” olduğunu beyan eden K. Fiñk, bunun “Ġskit” dilinde “Deniz kıyısında oturan adam” manasında olduğunu ileri sürmüĢtür.65

Ġsl.m kaynaklarında da bunlara benzer garip izahlara tesadüf olunur. Ġbn al-FakNh al-Hamad#nNye (ôlm. 930a doğru) gôre,66 Türkler, Yecüc-Mecüc seddinin arkasında “terk” edilmiĢ oldukları için bu adı almıĢlardır. GardNzN (ôlm. 1048-1049) de Nuhun oğlu Y.fese düĢen arazi arasında “Türk diyarı” insandan h.lî, “terk edilmiĢ” durumda bulunduğu için Türklere bu adın verildiğini kaydeder.67

“Türk” adının bir de XI. asırda K.Ģgarlı Mahmudun zikrettiği bir izah tarzı vardır. Bu ünlü Türk dilcisi, Türk milletine Tanrı tarafından verildiğini belirttiği “Türk” adının “Olgunluk çağı” demek olduğunu ifade etmiĢtir.68

Türk adının izahında ilk ilmî tecrübenin A. V.mbéry tarafından yapıldığı kabul edilmektedir. Buna gôre, “Türk”, Türkçede “türemek” manasında olan türe-, veya tôrü-den iĢtikak etmiĢ olup, “yaratılmıĢ, mahlûk” manasına gelir.69 Bizde Ziya Gôkalpa gôre, “Türk”, “türeli” demektir.70 Türk tarihine dair tetkikleri ile meĢhur W. Barthold da: “Türk kelimesinin Orhun kitabelerinde bir çok defa kullanılan “tôrü” (kanun, .det, kanunla düzelmiĢ, birlik kazanmıĢ halk) kelimesi ile münasebettar olduğunu farz etmek mümkündür”71 demek suretiyle “Türk” adına Gôkalpınkine yakın bir mana vermektedir.

Fakat “Türk” adının çok baĢka bir mana taĢıdığı Orta ağ Türk vesikalarından anlaĢılmıĢtır. Bu hususta ilk kaynağı ortaya koyan Alman Türkoloğu F. W. K. Müllerin Uygur metinlerinde, cins ismi h.linde, tespit ettiği “türk” kelimesi “kuvvet, -li güç-lü” manasına gelmektedir.72 Buradaki “Türk” kelimesinin kavim adı olan “Türk” ile aynı olduğunu ilk defa A. v. Le Coq ileri sürmüĢ73 ve büyük Türkolog W. Thomsen de bunu kabulde tereddüt etmemiĢtir.74 Daha sonra Gy. Németh kavim adı olarak “Türk”ün “güc,-lü; kuvvet,-li” demek olduğunu Türklerde ad verme usulüne istinaden ve analojiler gôstererek ispat etmiĢtir.75

Ancak bu, “Türk” adının lûgat manası olup, etimolojisi değildir. Kelimeyi etimoloji bakımından yine tôrü+ kôküne bağlamanın mümkün olduğu düĢünülmüĢtür. L. Bazin “Türk” adını tôrü+mekten 428

(Anadolu lehçesinde türemek) neĢet ettiğini kabul ederek, adın son tel.ffuz tarzına doğru geliĢtikçe mana itibarıyla da Ģu nüansları kaydettiğini sôylemiĢtir: “Türk” adı ilk Ģekli ile “var olmuĢ, Ģekil kazanmıĢ” m.nasında iken, sonra “geliĢmiĢ”, daha sonra, “tamamıyla geliĢmiĢ” mefhumlarını ifade etmiĢ, nihayet tel.ffuz “Türk” Ģeklini aldığı zaman “kuvvet, güç” manasını kazanmıĢtır.76 Bôylece, menĢe hususunda V.mbéry ile birleĢen L. Bazin mana bakımından Némethin ispatını takviye etmiĢ durumdadır ki; “Türk” adının menĢe ve manası hakkında varılan bu netice, cins ismi olduğu gibi, millet adı olarak da “Türk” sôzünün çok eski bir maziye sahip bulunduğunu bir kere daha ortaya koyan bir mahiyet taĢır.77

IV. “Türk” Adının Yaygınlığı

“Türk” adının Gôktürklerden itibaren süratle yayıldığı dikkati çeker. Bu h.dise, Gôktürk imparatorluğuna bağlı, Türk soyundan gelen, çeĢitli boyların (kavimlerin) aynı zamanda “Türk” adını almaları ve bunların yabancılar tarafından hep “Türk” umumî adı altında tanınmıĢ olmaları ile ilgilidir. Gôktürk h.kimiyetinin çôkmesini müteakip bu soydaĢ kavimler (boylar) ayrı devletler kurdukları veya çeĢitli istikametlerde muhaceret ettikleri zaman, kendi hususî adları yanında, toplayıcı ad olarak “Türk” ismini de kullanmıĢlardı. Mesel. Batı Gôktürk idaresinde bulunan Karluklarla daha birkaç küçük Türk grubu tarafından kurulan Karahanlı Devletinden Ġsl.m kaynaklarında umumiyetle “Türk Hanları” diye bahsedildiği gibi, Orta Asya eski Türk ülkelerinden muhtelif tarihlerde Ġsl.m memleketlerine gelenler de aynı kaynaklarda hep “Atr#k” (müfredi, “Turk”) diye anılmıĢtır. Ayrıca, vaktiyle Gôktürk Ġmparatorluğunda yer almıĢ olan Oğuzlar da daha sonra “Türk” adını muhafaza etmiĢlerdir. Bu suretle, Rus yıllıklarında “Tork ve Torki” diye zikredilen Oğuzlardan baĢka, Selçuklulardan zamanımıza kadar, diğer Oğuz oymakları tarafından tesis edilen birçok devletler aynı zamanda “Türk” adını taĢımıĢlardır. Diğer Türk grupları tarafından kurulan devletlerde de “Türk” adı unutulmamıĢtır (mesel., HarezmĢahlar, Mısır Kôlemen Devleti vb.).

“Türk” adının, Türk soyundan gelen kavimlerin hepsine Ģ.mil millî bir isim olarak yayılmasını W. Barthold Müslümanların eseri saymaktadır: “Araplar birçok kavimlerin, VII.-VIII. asırlarda muharebeler yaptıkları Türklerle aynı dili konuĢtuklarını gôrerek, bunların hepsine Türk demiĢler, Ġsl.miyeti kabul eden Türkler de gittikçe bu adı benimsemiĢlerdir”.78 Barthold bu gôrüĢüne, “Türk” adının Ġsl.miyet hudutları dıĢında pek intiĢar etmediğini, mesel. ne Rusların ne de batı Avrupalıların Peçeneklere veya Kumanlara “Türk” demediklerini ve Ġsl.miyeti kabul eden Türklerin hepsinin de kendi dillerine “Türkçe” demediklerini de il.ve eder.79 Halbuki “Türk” adının tahminden ve Barthold tarafından zikredilen hususların gerektirdiği geniĢlikten çok daha yaygın olduğu muhakkaktır. Bazan Gôktürklerden ônceki devirlere giden bu yaygınlıkta Türklerin Ġsl.miyeti kabul etmeleri keyfiyetinin tesiri olmayacağı aĢik.rdır. Daha 420 yılında, Ġranın kuzey sahalarındaki “Altaylı” kavimlere Perslerin umumî olarak “Türk” demeleri80 dıĢında, Bizans kaynaklarında sarahatle belirtildiği üzere, Sabırlar (VI. asır),81 Hazarlar (IX. asır), Macarlar (IX-XI. asır), Vardarlılar (XI-XVI. asır), Selçuklular, Mısır Türk Kôlemen Devleti, Osmanlılar aynı zamanda “Türk” adı ile zikredilmiĢlerdir.82 Hatt. coğrafî terim olarak “Türkiye” (Turkia) adı da Orta ağlarda çok geniĢ sahaları gôstermekte idi. VI. yüzyılda Orta Asya için kullanılan Türkiye tabiri,83 IX.-X. asırlarda Volgadan Orta Avrupaya kadar uzanan Hazar 429

ve Macar ülkeleri için kullanılmıĢ (Doğu Türkiye= Hazar memleketi; Batı Türkiye=Macaristan),84 XII. yüzyıldan itibaren de Anadolunun adı olmuĢtur.85 Mısır Kôlemen Devleti toprakları da Türkiye diye anılıyordu.861 Batı literatüründe umumiyetle, doğrudan doğruya, “Türkler”, “Türk Devleti” diye zikredilen bu topluluk ve siyasî teĢekküle biz, bunu diğer Türk topluluk ve devletlerinden ayırmak üzere, Gôktürkler, Gôktürk Devleti vb. demekteyiz. Yalnız, Türk dilini tarihî tasnifinde “Eski Türkçe” bôlümünde, Uygurcadan ônceki safha olarak yer alan bu Türk toplumunun diline Batı literatüründe Gôktürkçe (Kôk-Türkçe) adı verilmektedir (Gôk kelimesinin o çağdaki tel.ffuzu kôktür). Bu tabir, ilk defa W. Bang tarafından kullanılmıĢ (bkz., W. Bang, .ber die kôktürkische Inschrift… Leipzig, 1896; ayn. müell., Zu den Kôk-Türk Inschriften, Toung Pao, 1896, s. 255 vdd. ayn. müell., Kôktürkisches… WZKM. 1897, XI, s. 192 vdd., vb…), daha sonra Türk dili mütehassıslarının çoğu tarafından devam ettirilmiĢtir (mesel., A. v. Le Coq, Kôktürkischen aus Turfan, Berlin, 1909; J. Németh, Die kôktürkischen Grabinschiften… KCsA, II, 1-2, 1926, s. 134 vdd; R. R. Arat, Türk ġivelerinin Tasnifi, TM, X, 953, s. 96, 119; A. Caferoğlu, Türk Dili Tarihi, I, Ġstanbul, 1958, s. 49, 99, vd; A. Dilaçar, Türk Diline Genel Bir BakıĢ, Ankara, 1964, s. 74, 92 vd).

Bilindiği gibi, “Kôk-Türk” tabirini bizzat bahis mevzuu Türkler kendileri kullanmıĢlardır (H. N. Orkun, Eski Türk Yazıtları, I, 1936, s. 30: Kül-Tegin, I. D, 3; Bilge, II D, 4). “Kôk-Türk” tabirinin m.nası hakkında bkz., W. Thomsen, Turcica, 1916, s. 19-25; O. Pritsak, Qara, Studie zur Türkischen Rechtssymbolik, Z. V. Togan Arm., Ġstanbul, 1953, s. 259; R. Graud, LEmpire des Turcs céleates, Paris, 1960, s. 15, 25.

2 Bkz., Lin Mau-Tsai, die Chinesischen Nachrichten zur Geschichte der Ost-Türken, I, Wiesbaden, 1958, s. 28.

3 Liu M.-Tsai, aynı eser I, s. 6; II (1958), s. 490, not, 22. Gôktürk devletinin kuruluĢ tarihi olarak gôsterilen 552 senesi Bumının resmen Ġl-Hagan unvanını aldığı yıldır. Fakat gerçekte bu devletin daha ônceki tarihlerde müstakil hüviyette bulunduğunu in ile elçi teatisi ortaya koymaktadır. Nitekim Bumın kendi elçilerini Wei imparatoruna 546da gôndermiĢtir (aynı eser, I, s. 7). Gôktürk Hakanı ĠĢbara (ôlm. 587)ya gôre, bu devlet 535te kurulmuĢtur (bkz., L. M. Ts. aynı eser I, 52; II, 528).

4 Liu Juan, Liu ung (304-318), e-Li (329-334), e-Hu (343-349), Pei Liang (397-439), bkz., B. Sz.sz, A hunok tôrténete… Bp. 1943, s. 87 vd. A. Caferoğlu, aynı eser I, s. 62-78. 304-439 yılları arasındaki Asya Hun sül.leleri için bkz., W. Eberhard, in Tarihi, 1947, s. 182; Selçuklulardan ônce Orta Asya ve Orta Doğuda Türkler için bkz., R. N. Frye-A. Sayılı, Belleten, sayı, 37, 1946, s. 103 vd.

5 J. v. Hammer, Geschichte d. Osm. Reiches, I, 1832, s. 1.

6 Gôst. yr.

7 W. Tomaschek, Kritik der .ltesten Nachrichten über den Skytischen, Wien, 1887. 430

8 G. de Rialle, Mémoire sur lAsie centrale, 1875, bkz., Türklük (mecmua), I, 1, 1939. Ġstanbul, s. 74 vd.

9 Bkz., J. Németh, Der Volksname “Türk”, KCsA, II, 4, 1927, s. 277.

10 V. de St. Martin, Dictionnaire de Géographie, VI, 1899; J. Marquart, Er.n{ahr, 1901, bkz., H. N. Orkun, Türkçülüğün Tarihi, Ġstanbul, 1944, s. 10 vd.

11 Bkz., H. KoĢay, Z. V. Togan Arm, s. 35.

12 I. Türk Tarih Kongresi Zabıtları, 1932, s. 151.

13 J. J. de Groot, Die Hunnen der Vorchristlichen Zeit, Berlin-Leipzig, 1921, s. 4 vd. Daha bkz., L. Ligeti, KCsA, II, 1-2, 1926, s. 2. Burada Tikler Asya Hunları ile bir sayılmıĢ, daha doğrusu, Tik=Türk aynîliği üzerinde durulmuĢtur. Tikler hakkında tafsil.t için bkz., B. Sz.sz, aynı eser, s. 49, 74, 474, 479, 513.

14 Mesel., H. N. Orkun, Türk Sôzünün Aslı, Ġstanbul, 1940, s. 11-18; Z. V. Togan, Umumî Türk Tarihine GiriĢ, 1946, Ġstanbul, s. 386.

15 Bkz., W. Koppers, Cihan Tarihinin IĢığında Ġlk Türklük ve Ġlk Ġndo-Germenlik, Belleten, sayı, 20, 1941, s. 475, n. 6 (Almancası, aynı yer, s. 486, n. 6).

16 A. v. Gabain, Hun-Türk münasebetleri, II. Türk tarih kongresi (1937) zabıtları, 1943, s. 900 vd; Ayn. müell., Hunnisch-türkische Beziehungen, Z. V. Togan Arm., s. 18.

17 W. Eberhard, inin Ģim.l komĢuları, Ankara, 1942, s. 117. Esasen “Türk” adının incede iki heceli olarak tespit edilmiĢ oluĢu bu gôrüĢü değerden düĢürmeğe k.fidir (aĢağıya bkz.,). “Türk” adına dair buraya kadar zikredilen iddiaların linguistique bir temele dayanmadığı hakkında bkz., J. Németh, Die Probleme der türkischen Urzeit, BOH, V, Bp. 1947, s. 91-98; ayrıca bkz., Aynı müell., Türklüğün eski çağı, Türkç. terc. ġ. BaĢtav, .lkü, sayı, 90, 1940, s. 518.

18 Bilindiği gibi, aslında Tevrata gôre Nuh, Tufandan sonra bütün insanların atası durumundadır.

19 Al-TabarN, T#rNH al-Umam val-Mul.k, I, Kahire, 1357, s. 139;

Ġbn al-AĢNr, Al-K.mil, I, Kahire, 1348, s. 44, Rivayetin kaynağı ilk Ġsl.m tarih rivayetçisi sayılan Vahb b. Munabbihtir. (ôlm. 728)

20 Al-Mas.dN, Mur.c al-zahab, I, Kahire, 1367, s. 131. Ġbn Hurd#dbih ve GardNzNye (ôlm. 440=1048/1049) gôre (Zayn al-aHb#r, neĢr. ve Macarcaya terc. G. Kuun, Gırdezi a Tôrôkôkrôl, KSz, II, 1901, s. 2), Tufandan sonra Nuh dünyayı üç oğlu arasında taksim ettiği zaman Yecüc-Mecüc (bkz., EĠ, Gog-Magog, ġakl#b bkz., ĠA bu mad.), in havalisi ve “Türk”, Y.fesin hissesine düĢmüĢtür. 431

Burada, “Türk” baĢka bir yoldan Y.fese bağlanmaktadır. Süryani Mihael (ôlm. 1200) Tourkaye kavminin Y.fes soyundan olduğunu belirtmekle iktifa eder (J.-B. Chabot, Chronique de Michel le Syrien, III, 1905, s. 149). Barhebraeus (ôlm. 1286)a gôre (Abûl-Farac Tarihi, I, Türk. terc. .. R. Doğrul, Ankara, 1945, s. 75) ise, doğudan batıya doğru bütün kuzey bôlgesi, Alan memleketi, Medya, Türkler vb. Y.fesin oğullarına ait olmuĢtur.

Bu rivayet, Orta ağ Türk müellifleride de gôrülür: K.Ģgarlı Mahmud, DLT, neĢr. ve terc. B. Atalay, I, 350 vd. Daha bkz., Ebülgazi Bahadır Han, Türk ġeceresi, Anadolu Türkçesine çeviren, Dr. R. Nur, 1925, s. 13.

21 Bkz., Kit.b-ı Mukaddes, yani Ahd-i atîk ve Ahd-ı cedîd, Der Saadet, 1922, bahsin geçtiği yer: Tekvîn, X, 2. E. Blochetye gôre, Y.fesin oğlu Türk, Moğol tarihini yazan Müslüman tarihçiler tarafından il.ve edilmiĢtir (MTM, I, 1, 1331, s. 126, n. 1). Fakat bu il.ve çok daha eski Ġsl.m tarihlerinde gôrülüyor. Ancak XIII. yüzyıldan sonraki Ģecerelerde bir de Moğol adı eklenmiĢtir.

22 Al-TabarN, I, n. 178; Al-Mas.dN, I, 224 vdd., 238 vd.; Ġbn al-AĢNr, I, 47.

23 “T.racın bir adı da T.rdur (Ģ.r vezninde), FarNd.nun büyük oğludur… Maveraünnehirden in ve Maçine kadar onun hissesidir… T.r aynı zamanda T.r#n (Türk) vil.yetinin adıdır” Tercüme-i Burh#n-i W#tı, 1287, I, 1, s. 67. Tur adı, menĢei ve m.nası hakkında bkz., V. Minorsky EĠ, mad. T.r#n.

24 Rivayete gôre, iki tarafın orduları Taberist.nda Amul Ģehrinde (bkz., Y#k.t, Mucam al-buld#n, I, 2, 68 vd.) idi.

25 Bu rivayete gôre, ok atma h.disesi TNr-m#h (=Ok ayı, Ġran Ģemsî takviminde, 4. ay)ın 13. günü (2 Ağustos) vuku bulmuĢ, bundan dolayı kutlu addolunan bugün “Mecusî”lerin bayram günü olmuĢtur (Terc. Burh#n-i W#tı, I, 2, s. 73). Aynı takvimde ayların 13. günleri “TNr” diye anılır. (gôst. yr.).

26 Bu rivayete gôre, Ġran adı Ġracdan, T.ran adı da T.rac (=Tür) isminden gelmektedir. Gerçek m.nası ve coğrafî mevkii üzerinde çok durulmuĢ olan “T.r#n” t.biri hakkında bkz., J. Marquart, Er.n{ahr, s. 153 vdd.; W. Barthold, Cugr.fy.-yi T.rihi-i Ġr.n, Farsçaya terc. H. Sard#dvar, Tahran, 1308 Ģ. s. 5 vd.; Ayn. müell., Orta Asya Türk Tarihi Hakkıda Dersler, Ġstanbul, 1927, s. 77, vd. E. Oberhummer, Der Name Turan, Tur.n, Bp. 1918, 4, s. 193-208; H. N. Orkun, Türkçülüğün Tarihi, s. 10 vd.; R. N. Erye-A. Sayılı, Belleten, sayı, 37, s. 118-121; A. Caferoğlu, Türk Dili Tarihi, I, s. 12 vd; V. Minorsky EĠ, mad. T.r#n.

27 Ferdowsis Shahnameh. A Revision of Vullers edition… I-IX., Tahran, 1934-1935; ġ#hn#meh, neĢr. M. Ramaî#nN, 1310-1312 Ģ.; Türkçeye terc. N. Lugal, ġehname, I-III, 1945-1949 (ġark-Ġsl.m klasikleri, n. 10); ĠA, mad. Firdevsi.

28 Rivayetleri Al-TabarNden nakleden büyük tarihçi Ġbn al-AĢNr bile mübalağalara iĢaret 432

etmekte ve yukarıdaki ok atma münasebetiyle Ģôyle demektedir:

˘!Iç m~-0.è 2õ. ..! .è-ôL)z!üo N Kp}! ê} .! G1ô ). .;g! .. !Iç . 2~sê~z¯

“Bir ok atıĢının bu kadar mesafeye varması Farsların yaptığı uydurmaların en ĢaĢılacaklarındandır” (Al-K#mil, I, s. 93).

29 A. Christensen, Les Kayanides, Copenhague, 1932, s. 28, bkz., Z. ġaf#, Ham#sa-sar#N dar Ġr#n, Tahran, 1324 Ģ, s. 575, 577.

30 Fr#sy#b b. FuĢanc b. Rustam b. Turk, Al-TabarN, I, 133; “Afr#sy#b b. FuĢanc b. Rustam, Malik al-Turk” Ġbn al-AĢNr, I, s. 116.

31 Al-Tabarîye gôre (ayn. eser, I, s. 320) Ġranlılar Navrûz ve Mihric.n bayramlarından sonra üçüncü olarak bu h.diseyi kutlarlar.

32 Rivayete gôre, Türk prensesinin adı Visp#nfrya (Fr#ngNs) idi (bkz., Z. ġaf#, ayn. eser. s. 576). Al-Tabarîya gôre (ayn, esr. I, s. 361), düğün Türk Ģehirlerinden birinde yapılmıĢtı. NarĢaHN, Afr#sy#bın baĢkentini Buharanın kuzeyindeki R#miy#n Ģehri olarak gôsterir (bkz., R. N. Frye- A. Sayılı, ayn. esr. s. 121). K.Ģgarlı Mahmuda gôre (DLT, III, s. 368), Afr#sy#bın baĢkenti K.Ģgar idi (daha bkz., W. Barthold, Dersler, s. 78).

33 Ġranlılara büyük zaferler bahĢeden bu rivayetlerde Afr#sy#b adlı Türk hükümdarının uzun zaman yaĢamıĢ olması (birkaç asır!) icap etmektedir. Fakat her ne kadar Türk hükümdarları değiĢiyorsa da, Ġranlılar onları daima merhametsiz harp tanrısı “Afr#sy#b” adı ile anıyorlardı.

Son Ġran muvaffakiyetinden sonra da Afr#sy#bın kardeĢi ve oğulları ile KayHurav kuvvetleri arasında sürüp gittiği Ġbn al-AĢNr tarafından bildirilen bu savaĢlar (Al-K#mil, I, s. 137 vd.)ın heyet-i umumiyesi hakkında bkz., Hônd-mNr, HabNb al-siyar, I, Tahran, 1333 Ģ. s. 185-200; Dr. R. Nur, ġehnamede Ġran-Turan cenkleri, Türk Bilik Revüsü, IV, Kahire, 1934.

34 Bkz., M. ġemseddin Günaltay, Ġran Tarihi, I, Ankara, 1948, s. 103-125. Eğer Afr#sy#b=Astiag gôrüĢü doğru ise, “Turan” sahasının doğu Anadolu-Kuzey Ġran-Maveraünnehirin doğusu istikametinde uzanan bir mevhum hattın kuzeyindeki ülkeler olduğunu kabul etmek gerekir.

35 Z. V. Togan, Umumî Türk tarihine giriĢ, s. 36.

36 Fakat bu husus sarih değildir (Son olarak bkz., K. H. Menges, Early Slavo-Iranian Contacts and Iranian Influences in slavic Nlythology, Z.V. Togan arm. s. 468 vdd.).

37 Mesel. büyük Türk h.nedanları kendilerini “Afr#sy#b”a nispet etmiĢlerdir. Karahanlılar “Al-i Afr#sy#b, NabNra-i Afr#sy#b” diye tanındığı gibi (bkz., ĠA, mad. Karahanlılar), Selçuklu .ilesi de Afr#sy#b,a bağlanmaktadır (bkz., ĠA, mad. Selçuklular). Diğer taraftan Karabalgasun Uygur kitabesinde adı geçen Uygur hükümdarı Bôgü Han Uygurlar tarafından “Afr#sy#b” olarak tanınmıĢtır 433

(T.rih-i Cih.nguĢ.y, I, GMS, 1912, s. 40). Al-Mas.dNye gôre (ayn. esr. I, 132, 271) Gôktürk hanları da Afr#sy#b neslinden idi.

38 Bkz., Gôktürklerde: Eski Türk yazıtları, I, s. 50, 63. Uygurlarda: Eski Uygur Ģehirlerinden Bezeklikde bir m.bedin duvarında Er Tunganın muharebe ve ôlümü tasvir edilmiĢtir (M. F. Kôprülü, Türk Edebiyatı Tarihi, Ġstanbul, 1926, s. 57; R. N. Frye - A. Sayılı, ayn. esr. s. 120). Karahanlılarda: Kutadgu Bilig (neĢr. R. R. Arat, I, metin, 1947, s. 43, bugünkü Türkçeye terc. R. R. Arat, II, 1958, s. 31): “Türk beyleri arasında meĢhur olanı Tunga Alp Er idi… Ġranlılar ona Afrasyab derler”. Selçuklularda: K.Ģgarlı Mahmud, DLT. III, 368: “Türklerin büyük hakanı Afrasyabın asıl Türk adı Tunga Alp Erdir”.

39 Al-Tabarî dıĢında, Bal.zurN ve NarĢaHhNde VII. asır 2. yarısında Türkler için bkz., R. N. Frye-A. Sayılı, ayn. esr. s. 105 vd.

40 T. Kowalski, Die .ltesten Erw.hnungen der Türken in der arabischen Literatur, KCsA, II, 1-2, 1926, s. 38-41; H. Derenbourg, Le Div.n de Nabigha Dhoby.ni, Paris, 1869, s. 93, Frans. terc. s. 144. Al-N#biga ve ôlüm tarihi hakkında bkz., A. AteĢ, ġarkiyat Mecmuası, II, Ġstanbul, 1958, s. 29-32.

41 Tafsilen bkz., Gy. Moravcsik, Byzantinische Humanisten über den Volkname “Türk”, KCsA, II, 5, 1930, s. 381-385. Türkler-Troyalılar münasebeti hakkında daha bkz. R. S. Atabinen, II. Türk Tarih Kongresi Zabıtları, 1948, s. 543-556. Burada Atilla zamanında (434-453) Batı Hun Ġmparatorluğuna bağlanmıĢ olan Turcilinglerin (bunlar hak. bkz., B. Sz.sz, ayn. esr. s. 180, 201, 307) Türk oldukları, “Türklerle Latinlerin müĢterek Troya menĢei” ve “Türk” adının Avrupada ilk defa rahip Hieronymusun (VII. asır) eserinde geçtiği meseleleri ileri sürülmüĢ, diğer taraftan H. J. Graf (Yngve Tyrkia Conungr: Türklerin kralı Yngve, bkz. Z. V. Togan Arm. s. 30 vdd.) da Troya meselesinden baĢka, eski Alman, Ġskandinav dillerinde Torchi (“Türk” ve Torhotus “Türklerin kralı”) sôzlerini bahis mevzuu etmiĢtir.

42 Aqathias (ôlm. 582)in Gôktürklerden bahseden eseri 552-556 yılları vekayiini ihtiva eder. Bk. Gy. Morcvesik Byzontinoturcica, 1, 1043, s. 104 vd.)

43 in kaynaklarındaki “Türk” sôzünü gôsteren iĢaret mütehassıslar tarafından çeĢitli tarzlarda okunmuĢtur: E. Chavannes (Documents sur les Toukiue-Turcs-occidentaux, Petersbourg, 1900): Toukiue; P. Pelliot (Toung Pao, XVI, 1915, s. 685 vd.): Tou-kiue; W. Eberhard (inin Ģim.l komĢuları, Ankara, 1942, s. 86 vdd.): Tu-cüe; A. v. Gabain (Hunnisch-Türkische Beziehungen, A. V. Togan Arm. s. 17 vdd.): Tu-kiu; P. A. Boodberg (Semitic and Oriental Studies, XI, 1951): Tu-chüeh; B. .gel (Doğu Gôktürkleri hakkında notlar, Belleten, sayı, 81, 1957, s. 84, 109): Tu-chüeh; Liu Mau-Tsai (ayn. esr.); Tu-küe. Son okunuĢ tarzı L. M. Tsaininkidir.

44 P. Pelliot, LOrigines de Tou-kiue, nom chinois des Turcs, TP. XVI, s. 687 vddd. A. v. Gabaine gôre (gôst. yr.): “Türkit”. 434

45 Bkz., L. Bazin, Recherches sur les parlers To-pa, TP. XXXIX, 1950, s. 228 vdd, krĢ. A. v. Gabain, Hunnisch-Türkische Beziehungen, s. 27. Orhun kitabelerinde +t ile cemilenmiĢ sôzler vardır: Tarkat (tarhanlar), toygut (toygunlar=devletin ileri gelenleri), oğlut (oğlanlar) vb. Bkz. Eski Türk yazıtları, I, 30, 54, 174; II, 111, vb.

46 Ġ. Kafesoğlu, Türk Tarihinde Moğollar ve Cengiz Meselesi, Tarih Dergisi, sayı, 8, Ġstanbul, 1953, s. 116-124.

47 P. A. Boodberg, Threc Notes on the Tu-chüeh Turks, Semitic and Orient Studies, California, XI, krĢ. L. M. Tsai, ayn. esr. II, s. 488. Türkçede cemi eki olarak +z ve diğer ekleri için bkz. A. Caferoğlu, ayn. esr. s. 134.

48 “Türk” (´¨≠Æ) için bkz. Eski Türk yazıtları, metin, I, s. 101 (1, 2. satır, ilk kelimenin yarısı; 2. ilk kelimenin yarısı; 3. ilk satır, 5. kelime), s. 103 (9, son satır, son kelime), s. 107 (20, 2. str. 3. kelimenin son yarısı), s. 129 (3. ilk str. 4. kelime).

“Türük” (ب≠Æ) için bkz. Ayn. esr., metin, I, s. 23 (1 c 1, ilk str. sağdan 4. kelime; 1c3, ilk str. 5. kelime), s. 25 (1c7, ilk str. 3. kelime) vb.. Son hecedeki +ük harfinin Yenisey varyantı oln B ile: I, s. 117 (46, 2. str. 2. kelimenin ilk yarısı; 52, ilk str. 5. kelime) vb..

W. Thomsen Gôktürk kitabelerindeki bu çift tel.ffuz üzerine daha 1922de dikkati çekmiĢti (bkz. TM., III, s. 82). Kül-Tegin ve Bilge kitabelerinde kelime daima “Türük” Ģeklinde geçtiği için son zamanlardaki araĢtırmalarda iki heceli tel.ffuz ilk plana alınmıĢ gôrünmektedir (mesel., bkz. R. Giraud, LEmpire des Turcs célestes, Paris, 1960).

49 Bkz. H. Antal, Az orosz évkônyvek Magyar vonatkoz.sai, Bp. 1916, s. 89, 159, 161, 235. Bu Türkler, Oğuzların Karadeniz kuzeyinden Balkanlara inen kısmıdır (A. N. Kurat, Peçenek Tarihi, Ġstanbul, 1937, s. 10, 17 vb.; L. R.sonyi, Dünya Tarihinde Türklük, Ankara, 1942, s. 124, 135). Bunlar Bizans kaynaklarında Uz diye geçer.

50 Michel le Ayrien, III, s. 149.

51 Gy. Moravcsik, Byzantinoturcica, II, s. 269 vd.

52 Tafsil.t için bkz. Gy. Moravcsik, KCsA. II, 5, 1930, s. 381-388; “Türk” sôzü ile ilgili Grekçe metin için bkz. Ayn. müell. Byzantinoturcica, II, s. 274.

53 Bizanslı Th. Gazesin doğru olarak “Türk” yazması onun bu adı Ġstanbulun fethini müteakip bizzat Türklerden duymuĢ olmasıyla ilgili olabilir.

54 L. Bazin, Notes sur les mots “Oğuz” et “Türk”, Oriens, VI, 2, 1953, s. 315-322. Müellif burada gôrüĢünü takviye etmek üzere Macarcada “Türk” adının Tôrôk Ģeklinde yaĢamakta olduğuna dikkati çeker. 435

55 “Türk” adının ince Ģeklini son zamanlarda “Tôrküt” olarak okuma tecrübesi (b. H. W. Haussig, Byzantion, XIII, 1954, s. 311) bu fikri kuvvetlendirmektedir.

56 L. Bazin, gôst. yr.

57 “Türk”e Tôrôk diyen Macarların Türklerle münasebeti hayli eskidir: “Dilimizin gôsterdiğine gôre, Macarların cetleri mil.ttan binlerce sene evvel Ural dağlarının yakınında ve bu dağların Avrupa tarafında Fin-Ugor kavimlerinin cetleriyle birlikte yaĢamıĢlardır. Fin-Ugorların batısında herh.lde Ġndo-Germenler, doğu cihetinde de Türklerin cetleri bulunuyordu. Müteaddit gramer uygunluğu ve bazı müĢterek kelimelerin mevcudiyeti Ural ana-kavminin her iki komĢu ile olan münasebetin hatırasını muhafaza etmiĢtir” (F. Eckhart, Magyarorsz.g tôrténete, Türkçe terc. Macaristan Tarihi, 1949, Ankara, s. 3). IV.-V. asırlarda Türk-Macar münasebetleri hakkında: L. Ligeti, Az urali Magyar ôzhaza, bkz. A magyars.g ôstôrténete, Bp. 1943, s. 36-70; daha bkz. aĢağıda, n. 80-81.

58 O. Franke, Beitr.ge aus chinesischen Quellen zur kenntniss der Türkvôlker… Berlin, 1904, s. 13; L. M. Tsai, ayn. esr. I, 40, II, s. 490, n. 16. Diğer bir in kaynağı olan ou Ģuda Tu-küenin hükümdar unvanı olduğu bildirilmiĢtir (ayn. esr., I, s. 6).

59 De Guignes, Hunların, Türklerin … tarih-i umumîsi, Türkçe terc. H. Cahid (Yalçın), II, Ġstanbul, 1923, s. 271.

60 J. Klaproth, Tableaux historiques de lAsie, Paris, s. 115.

Lous Bozin, Le Turcs de Mots, des Hammes, Budapest, 199.

61 Bkz. J. Németh, Der Volksname “Türk”, KCsA, II, 4, 1927, s. 275 vdd.

62 Bkz.: a.g.e.

63 Bkz.: a.g.e.

64 Bkz.: a.g.e.

65 Bkz.: a.g.e.

66 AHb#r, al-buld#n, BGA, V, 1885, s. 299.

67 Zayn al-aHb#ar, gôs. yr., s. 2. Ġsl.m kaynaklarındaki bu izahta, “Türk” ve “terk” telimelerinin Arap harfleriyle yazılıĢında birbirinin aynı oluĢu rol oynamıĢ gôrünmektedir.

68 DLT, I, s. 353.

69 H. V.mbéry, Die primitive Cultur des Türko-Tatarischen Volkes, Leipzig, 1879, s. 51. Fakat bu izaha Németh tarafından birkaç noktada itiraz edilmiĢtir (J. Németh, Der Volksname “Türk”, gôst. yr; daha bkz. H. N. Orkun, Türk sôzünün aslı s. 23). 436

70 Ziya Gôkalp, Türk medeniyeti tarihi, I, Ġstanbul, 1341, s. 26. Gôkalpe gôre “türe” te.mül ve .det (la coutume) karĢılığıdır. Z. Gôkalp “Eski Türklerde içtim.î teĢkil.t ile mantıkî tasnifler arasında tenazür” adlı uzun makalesinde, (MTM, I, 3, 1331, s. bilhassa 449-454) yazdığına gôre, Türklerin ilk Ġçtim.î Ģekli “büyücülük” devridir ki, burada 4lü teĢkil.t ile ġamanizm h.kim bulunur. ġamanizm ise, bir yandan Totemizm ile, bir yandan da “m.derî semiye) (clan maternel) ile al.kalıdır. Daha sonra, Türkler arasında yeni bir din baĢlamıĢtır (Oğuz Han menkıbesinde Oğuz Hanın getirdiği yenilik bu yeni dinin zuhurunu haber vermektedir). 6lı, 8li ve 24lü teĢkil.tın gôrüldüğü ve “peder-Ģ.hî” aileye dayanan bu devir “türecilik” devridir. ĠĢte “Türk” adının m.nası buradan çıkmaktadır. Sondaki +k ek olup, kelimenin bütün olarak m.nası “türeli”, yani türe dinine malik demektir.

71 W. Barthold, Orta Asya Türk tarihi hakkında dersler, s. 27.

72 F. W. K. Müller, Uigurica, II, 1911, s. 10, 15, 97. Buradaki Türkçe metin için bkz. H. N. Orkun, Türk sôzünün aslı, s. 24. Ayrıca A. Caferoğlu, Uygur sôzlüğü, III, Ġstanbul, 1938, s. 201; R. Rahmetî Arat, Eski Türk Ģiiri, Ankara, 1965, s. 388.

73 Bkz. W. Thomsen-Festschrift, 1912, s. 151.

74 TM, III, s. 82.

75 Der Volksname “Türk”, s. 275-281. Burada belirtildiğine gôre, eski Türklerde kuvvet, cesaret, fazilet, sağlamlık vb. ifade eden kelimelerin kavim, boy, oymak adları olarak kullanılması yaygın bir .detti. Mesel., Peçenek oymaklarından birinin adı Kangar (kahraman), diğer birinin adı Erdem (fazilet) idi. Oğuzlardan Kayı oymağının adı “katı, kuvvetli”, Salur oymağının adı “muharip”, ġor Türklerinden Karan oymağının adı “cesur, kahraman” manalarına geliyordu. Yine Oğuzlardan Kınık oymağının adı “kuvvetli, sağlam” manasında idi (bkz. L. R.sonyi, Tôrôk adatok a Magyar etymologi.i szôt.rhoz, Bp. 1941, s. 31. Kelimenin Kınığ Ģekliyle “gayretli heyecanlı, çalıĢkan” manasına geldiği de sônlenmiĢtir (bkz. R. R. Arat, ayn. esr. s. 403). W. Thomsen “Türk” kelimesini, hükümdar neslinin, yani Gôktürk hükümdar ailesinin adı kabul eder (TM, III, s. 82). Némethe gôre ise, ônce oymak adı olan “Türk”, sonra bütün Türk kavminin adı olmuĢtur (A honfoglaló Magyars.g kialaul.sa, Bp. 1930, s. 49).

76 L. Bazin, Notes sur les mots”Oğuz” et “Türk”, s. 321 vd.

77 “Türk” adının Ģimdiye kadar umumiyetle sanıldığından eski olması ihtimali hakkında bkz. Mustafa Kôymen, Hsiung-nuların Tu-ku (Tu-ko) kabilesi, DTC Fakültesi Dergisi, III, 1, Ankara, 1944, s. 51-59, Almanca terc. s. 59-68. Burada “Türk” adının Asya Hun imparatoru Mao-tunun hükümdar olduğu tarihten (M... 209) beri mevcut olabileceği ihtimali üzerine dikkat çekilmiĢtir. Bununla beraber, Tu-Ku veya Tu-ko adının Türkçe “tuğlug” (tuğ taĢıyan kabile) tarzında L. Bazinin bir izah tecrübesi de vardır (bkz. H. W. Haussig, ayn. esr., s. 350, n.)

78 W. Barthold, Dersler, s. 27.

79 Bkz. W. Barthold, ayn. esr. s. 27 vd. 437

80 H. W. Haussig, Theophylaktos excurs über die Skytischen Vôlker, Byzantion, XIII, 1954, s. 311 ve not, 93-95.

81 Bizans tarihçisi Ġ. Antiocheus (eserini 610da yazmıĢtır) 515 yılındaki bir h.dise münasebeti ile “Türk” sôzünü zikretmiĢti. (Bk. H. W. Haussig, ayn. esr. s. 310, n. 92) Bu hadise Sabır Türklerinin Karadeniz civarına yaptığı akındır (Gy. Moravcsik, Bizantinoturcica, I, 173). Bizanslı tarihçi -Hun) t.birini zikreder ki, bu tabir Haussige gôre (gôst. yr.) “Kudretli Hun” demektir. Bôylece t.birin bir Ģahıs adından ziyade, o Ģahsın mensup olduğu aileyi veya kavmi (kudretli Hunlar) Ģeklinde gôsterdiği anlaĢılmaktadır.

82 Bkz. Gy. Moravcsik, Byzantinoturcica, II, 269, vdd. Macarlara Ġsl.m, Ermeni, Alman kaynaklarında da “Türk” denildiği hakkında bkz. Gy. Németh, A honfoglaló… s. 196-203.

83 Menandrosda To.rcia bkz. A magyarok slôdeirôl és a honfoglal.srñl, Bp. 1958, s. 40.

84 G. Németh, A honfoglaló…, s. 201 vd.

85 Bkz., ĠA, mad. Selçuklular.

86 Gy. Moravcsik, Byzantinoturcica, II, 269.

 

+ نوشته شده در  سه شنبه 4 بهمن1390ساعت 19:3  توسط ایلقارحسن بیگلو  | 

جمعيت ترکان ايران چقدر است؟

منبع:http://academic-khazar.blogspot.com/

 براساس اطلاعات منبع زبان شناسيSIL (1) ترکيب جمعيتي ايران در سال 1998 به صورت زير بوده است:
جمعِت کل ايران بر اساس آمار دولتي 65758000
متکلمين زبان ترکي آذربايجاني 23500000
قشقايي ها (ترکي آذربايجاني) 1500000
متکلمين ترکي خراساني (نزديک به ترکي آذربايجاني) 400000
متکلمين زبان ترکي ترکمني 200000
متکلمين زبان فارسي* 22000000
متکلمين زبان لري* 4280000
متکلمين زبان کردي و کرمانجي* 3450000
متکلمين زبان گيلکي* 3265000
متکلمين زبان مازندراني* 3265000
متکلمين زبان عربي 1400000
متکلمين زبان بلوچي* 856000
متکلمين زبان تالشي و تاکستاني* 332000
متکلمين زبان ارمني 170800
بقيه زبان ها 700000

متاسفانه تا کنون سرشماري رسمي و درستي براي تعيين ترکيب جمعيتي ايران صورت نگرفته و آمارهاي موجود اکثراٌ مغرضانه و در جهت کم نشان دادن جمعيت ملت هاي غيرفارس در ايران بوده است. بر اساس اين آمار بدون در نظرگرفتن ترکان ترکمني 4/25 ميليون نفر (62/38% جمعيت ايران ) بوده و اکثريت نسبي اين کشور را تشکيل مي دهند که اين رقم را تا 30 ميليون نفر نيز تخمين زده اند. جمعيت فارس زبان ها نيز 22 ميليون نفر مي باشد. بر اساس اين آمار جمعيت ترک هاي ايران حدود 27400000 نفر مي باشد و کل متکلمين زبانهاي خانواده ايراني ( نه لهجه ها يا گويش هاي فارسي! که با علامت * مشخص شده است) 37500000 مي باشد. پس ايران نه فقط سرزمين ملت فارس بلکه سرزمين ملت هاي مختلف ترک و کرد و عرب و فارس و بلوچ و ... است.

لازم به ذکر است که حدود  بیش از 9 ميليون ترک آذربايجاني در جمهوري آذربايجان، بيش از 600000 نفر در ترکيه و حدود دو تا سه ميليون نفر در عراق (عمدتا در شهر های کرکوک و اربیل و اطراف آن) زندگي ميکنند.
ترکان آذربايجاني در شهر هاي مختلف ايران و بخصوص استان هاي آذربايجان شرقي، آذربايجان غربي، اردبيل، زنجان، همدان، قزوين، تهران و مرکزي و بخشهايي از استان هاي گيلان، کردستان و کرمانشاهان زندگي ميکنند. بخش عمده ملت ترک در جنوب ايران در استانهاي فارس، اصفهان، بوشهر، کرمان، چهارمحال وبختياري و استان هاي مجاور و عمده ملت هاي ترک، در شرق ايران در استان هاي خراسان شمالي و رضوي، گلستان و مازندران ساکن هستند. (23)بد نيست بدانيم که کشور ايران از بابت جمعيت ترکها بعد از ترکيه در رتبه دوم قرار دارد و تهران نيز بعد از استانبول دومين شهريست که بيشترين جمعيت ترک را در خود جاي داده است.

 

 

+ نوشته شده در  سه شنبه 4 بهمن1390ساعت 9:26  توسط ایلقارحسن بیگلو  | 

 

 چرا به اروپا حمله کردید؟

رفتار غرب با شرق در تعادل نگه داشته شود.

این مساله ای است که با دقت در رابطه غرب با شرق (البته شرق مسلمان) به آسانی قابل درک است. مثلا رفتار غرب با ایران. برنامه هسته ای ایران که این همه سر و صدا برپا کرده است، اگر در یکی از کشورهای غربی پیش می آمد، هرگز دچار هجمه های رسانه ها و سیاست بازان نمی شد. یا مثلا مشکل ارمنی ها در ترکیه که می توان صدها مورد مثل آن یا بدتر از آن را مثال آورد که در غرب یا توسط غرب انجام شده و هیچ سر و صدایی به پا نکرده است.

نظری که دارم مطرح می کنم، تئوری نیست بلکه موضوعی است که با مطالعه دقیق در تاریخ می توان آن را به آسانی متوجه شد.

نادر شاه

هر قوم، شخص یا کشوری که زمانی اروپا را آماج حمله و کشورگشایی خود قرار داده است؛ تا ابد مورد کین و غضب اروپاییان است.

از شرق تنها دو مورد می توان ذکر کرد که از شرق به غرب تاخته اند.

اولی قوم عرب در هیئت مسلمان و دومی ترک ها که دو بار: اولی آتیلا در هیئت کافر!! و بار دوم در هیئت مسلمان به اروپا حمله کرده، آن  را شکست داده و قسمت هایی از خاک آن ها را اشغال !! کرده اند.

سلطان سلیمان قانونی

درست به همین دلیل اروپاییان نتوانسته اند کینه عرب مسلمان را از دل خود بیرون کنند. عرب مسلمان چه حقی داشته است تا اورشلیم را از دست مسیحیان به در آورد یا اسپانیا و فرانسه و ایتالیا را اشغال کند؟

ترک مسلمان چه حقی داشته است که شرق اروپا را اشغال کرده و تا دروازه های وین بتازد؟

اروپا با تضعیف و نابودی قدرت کشوهای بزرگ مسلمان و تجزیه آن ها به کشورهای کوچک توانست از قدرت آن ها بکاهد و تا ابد مراقب خواهد بود تا هیچ کشور عرب و ترک مسلمانی قد علم نکند.

مصر جمال عبدالناصر، عرق صدام و لیبی قذافی  از جمله کشوهای عرب مسلمانی بودند که غرب نخواست آن ها وجود داشته باشند.

 ایران ( البته همه جنگ های این قسمت توسط شاهان ترک ایران مثل نادر شاه، آغا محمد خان، شاه اسماعیل و ... انجام می شد) که روسیه رااز طریق گرجستان مورد تهدید قرار می داد و بارها هندوستان را زیر سم ستوران خود درآورده بود و آن زمان بخشی از خاک انگلیس به حساب می آمد؛ نیز تضعیف و تجزیه شد.

ترکیه که استانبول ( پاشنه آشیل غرب و امپراطوری نمادین و مقدس غرب) را فتح و تا پشت دیوارهای وین رسیده بود نیز بسیار کوچک شد. در صد سال اخیر تا زمانی که دولت های آن لائیک بودند و اقتصاد ضعیف، مشکل کمتر احساس می شد ولی موقعی که دولتمردان ترک اسلامی شدند، مشکل ها شروع شد.

مساله ترکیه کمی پیچیده تر است. این کشور با اصراری که در عضو شدن در اتحادیه اروپا دارد، کفر آن ها را درآورده است. طوری که هلند علنا اعلام کرد که ترکیه باید جایگاه خود را بشناسد. فرانسه بارها اعلام کرده است که جمعیت مسلمان ترک برای اروپا مشکل ایجاد خواهد کرد.

همچنین با وجود رکود اقتصاد در اروپا، ترکیه پیشتاز اقتصاد منطقه شده و رشد اقتصادی آن چین را پشت سر گذاشت. این به معنای قدرت یافتن ترکیه مسلمان است. ( همین مساله در مورد ایران هم هویدا است که غرب نمی خواهد ایران مسلمان هسته ای قدرتمند را مقابل خود داشته باشد) و با رویکردی  که ترکیه در باز کردن درهای خود به روی سیاست خارجی و به ویژه دنیای اسلام  داشته است امکان بازگشت تاریخ و سرایت رشد اقتصادی ترکیه به سایر مسلمانان را خواهد داشت. پس سرگرم کردن ترک ها با تروریست های کرد تجهیز شده توسط روس، اسرائیل و فرانسه می تواند دیپلماسی فعال آن را به حالت رکود درآورده و مطرح کردن جعلی به نام نسل کشی ارمنی ها اعتبار این کشور را در افکار عمومی اروپاییان که بسیار بسیط و سطحی ( در مورد مسایل سیاسی) است تحت تاثیر قرار دهد.

به ویژه که فرانسه ( که خود را سرور اروپا فرض می کند و اصلا تئوری اتحادیه اروپا از جانب فرانسه مطرح شده است) در پویا نگه داشتن اروپا با انگلیس وارد مذاکره شد و شکست خورد، در حال یافتن راهی برای اقناع افکار عمومی کشورش پس از سرکوب شدید شورش های پاریس است.( این کشور قتل و عام کمون پاریس را نیز در پرونده کشتارهایش دارد)

این در حالی است که هنوز کشوهای مسلمان مخصوصا اعراب که خود با حمایت اروپاییان به موجودیت رسیده اند، ارزش خود را به ملت های تحت ستم شان تفهیم نکرده اند و در حال حمایت از اقتصاد ورشکسته غرب از طریق خریدهای میلیاردی هستند.

اکنون مقطعی است که کشورهای اسلامی باید دست از خودخواهی های ملی برداشته و گام بزرگ خود را بردارند. فردا شاید دیر باشد.

 

 

 

 

 

+ نوشته شده در  جمعه 16 دی1390ساعت 20:0  توسط ایلقارحسن بیگلو  | 

 

خلاصه  ای از تاریخ 18 ساله آذربایجان

گرفتاری های ارومی

(دوزو اورمودور آنجاق کسروی بئله یازمیشدیر)

 

با وقوع انقلاب در روسیه و احتمال ترک مخاصمه از سوی آن کشور، جبهه شرق کلا به دست ارتش عثمانی می افتاد. به همین علت فرانسه و انگلیس که در حال جنگ با آلمان(متحد عثمانی) بودند، به تلاش افتادند تا جبهه شرق را خالی رها نکنند.

به همین جهت از آرمنی ها و آسوری های ایران، عثمانی و قفقاز دسته ای سپاه پدید آوردند( 12 هزار نفر آسوری به رهبری مارشیمون، 20 هزار نفر ارمنی ایرانی و 6 هزار نفر از ارمنی های قفقاز)

این قشون زیر نظر هشتصد افسر روسی و هفتاد و دو نفر ژنرال و افسر ارشد فرانسوی و تعدادی افسر انگلیسی به جنگ با ارتش عثمانی پرداخت.

میسیونرهای آمریکایی که در ارومیه فراوان بودند نیز با آنها همدستی می کردند. همچنین از آمریکا از یک میسیون مذهبی پول فراوانی به ارومیه رسید که در تشکیل سپاه مصرف شد.

ارمنی ها که در زمان سیادت روسها قتل و غارت کرده و از عقب نشینی آنهادچار هراس شده بودند برای خود پناهگاهی از بیگانگان می جستند.

«....اینان سالیان درازرشته کارهاشان در دست بیگانگان بوده کمتر پروای ایرانیگری یا عثمانی گری داشته بودند ....»

مارشیمون سردسته آسوری ها و آقا پتروس سردسته ارمنی ها به دستور مستر شت ( هم اکنون قبر او در گورستان ارامنه تبریز است. وی در عقب نشینی ارامنه از ارومیه در سر راه صائین قلعه به لعنت خدا پیوست) میسیونر آمریکایی، نیکیتین کونسول تزار و سرکردگان فرانسوی از جمله ... رئیس بیمارستان فرانسوی ها در ارومیه، دسته های پراکنده خود را آماده می کردند.

روزشمارکی از حوادث آن روزها(1336 هجری قمری حدود 1296 شمسی):

ـ 28 بهمن: یک آسوری دو نفر (مسلمان و یهودی) را در بازار ارومیه کشت.

ـ 30 بهمن: بین پلیس و آسوری ها درگیری رخ داد و یک آسوری کشته شد. آنها هنگام فرار، چهار بیگناه غیر مسلح را کشتند.

ـ اول اسفند: یک دسته ارمنی در بیرون ارومیه جلو مردم را گرفته و صد نفر را کشتند. جنازه آنها چند روز دفن نشده باقی ماند.

ـ 3 اسفند: دو برادر به نام قارداش و داداش از روستائیان ارومی   خواستند شخصا جنازه ها را دفن کنند. ارمنی ها نگذاشته و درگیری رخ داد. به محض شروع تیراندازی همه مسیحیان از ارمنی و آسوری بیرون ریخته و هر که را از بزرگ و کوچک و پیر و جوان دیدند، کشتار کردند.

ـ 4 اسفند: ارمنی ها و آسوری ها از بیرون شهر، ارومیه را به توپ بستند.

ـ 5 اسفند: تا این روز بیش از ده هزار نفر از مردم غیر نظامی ارومیه کشته شد و خانه ها و مغازه ها یشان غارت گردید.

ـ 10 اسفند: پتروس رئیس امنیه، ابراهیم خان ارمنی قفقازی رئیس پلیس شد.

ـ 11 اسفند: 48 ساعت فرصت برای تحویل سلاح مسلمانان اعلام شد. در این چند روزه ارمنی ها هر که را در کوچه ها دیدند، کشتند.

در اسفند ماه اکثر روستاهای اطراف ارومیه کشتار و غارت شد.

ـ 25 اسفند: اسماعیل سمیتقو رئیس ایل شکاک کرد، در خانه خود بی خردی کرد و مارشیون را به همراه 140 سوار زبده او کشت.

ـ  26 و 27 اسفند: به انتقام قتل مارشیمون، هزار نفر از مردم بی گناه کهنه شهر به دست مسیحیان کشته شدند.

ـ 27 اسفند در ارومیه : به دستور سران مسیحی 12 ساعت آزادی به افرادشان داده شد تا به انتقام قتل مارشیمون، از مردم ارومیه را بکشند.

ـ 28 اسفند: که مصادف با چهارشنبه سوری بود، خانه ها پر از جنازه شد. یهودی ها نیز از این قتل و غارت مصون نمانده و بیش از 10 هزار نفر از مردم بی دفاع ارومیه کشتار شدند.

در این روز علمای زیادی از جمله ملا علیقلی به همراه خانواده، صدرالعلما، حاجی میر علی اصغر، حاجی میر بیوک آقا، ثقه الاسلام ارومی و خیلی های دیگر کشته شده و سر حاجی ملا اسماعیل عیسالو را گوش تا گوش بریدند و جنازه اش را تکه تکه کردند.

ـ 13 فروردین: سامسون فرمانده دسته اس از ارامنه وارد سلماس شده.

14 فروردین: جلوها به فرماندهی پتروس وارد سلماس شدند.

«... یک روز تمام به کشتن اهالی مشغول بودند... صد نفر را در یک جا می کشتند. اولاد را پیش چشم مادر و برادر را رو بروی شم خواهر می کشتند... بعضی را پس از کشتن اعضایش را می بریدند و بعضی را در آتش می انداختند...»

ـ 40 هزار نفر را اسیر کرده به بیرون بردند و چند روز نگه داشته و ول کردند. همه آنها در اثر سرما در راه تبریز یا خوی منجمد شدند. عده ای را افراد سمیتقو لخت کردند و بیش از 90 درصد آن ها از بین رفتند.

ـ در همان حال با نامه نگاری و فرستادن نماینده از دولت ایران برای خود زمین و شهر و بالاخره خودمختاری می خواستند.

ـ نیمه اول خرداد : اولین دسته از سپاه عثمانی وارد خوی شد و در جنگ با پتروس مسیحیان را شکست دادند.

ـ دسته آندرانیک با 3000 نفر ارمنی قفقازی، خوی را محاصره کرد. ولی با مقاومت اهالی غیرتمند خوی با همراهی دسته ای بازمانده از ارتش ترک، مواجه شد.  

ـ سپاه عثمانی از ارومیه بازگشت و آندرانیک را شکست داد و تنها چند صدنفری زنده ماندند که به ایروان فرار کردند.

ـ در همین زمان آقا میر محمد پیشنماز خلخالی از علمای ارومیه را در خانه اش در ارومیه سر بریده و مثله اش کردند و به کشتار مردم ارومیه ادامه دادند.

ـ چهارشنبه 8 مرداد: ارمنه و آسوریها از ترس سپاه عثمانی شروع بع عقب نشینی از ارومیه کردند.

ـ فراری های مسیحی به سوی سولدوز روانه شدند و در سولو تپه قوشا چای مجدالسلطنه به فراری ها تاخت و بسیاری از آن ها را کشت. طوری که زن و بچه و اموال غارتی را گذاشته و خود فرار را بر قرار ترجیح دادند و در صائین قلعه به ارتش انگلیس پیوستند.

«... از آنجا لگامشان به دست انگلیسیان می بود و دیگر آدمکشی نمی توانستند...»
50 هزار نفر بازمانده آن ها به بغدا فرستاده شدند. آن ها بعد از قتل عام بیش از 130 هزار نفر از مردم بی گناه ارومیه و سلماس از آنجا به فرانسه، انگلیس و آمریکاه فرستاده شدند که کلنی ها ی قدیمی موجود در آن کشورها همگی فرزندان این آدمکشان و جنایتکاران جنگی هستند و تنها بخش کوچکی در عراق ساکن شده یا به ارومیه بازگشتند.

«... در شهر مردم بسیار کم شده و انبوهی از خانه ها تهی می بود... دیه های مسلمان نشین را مسیحیان تهی گردانیده و پس از کوچیدن دیه های خود آنان نیز بی کس می ماند... تا سال ها بسیاری از دیه های سلماس و ارومی تهی می بود...»

 

حال انتظار ما ثبت و به رسمیت شناخته شدن این نسل کشی از سوی جهانیان و عذرخواهی ارمنستان و کشورهای فرانسه و انگلیس و آمریکا از مردم ایران کاملا منطقی می باشد.

 

+ نوشته شده در  دوشنبه 12 دی1390ساعت 16:57  توسط ایلقارحسن بیگلو  | 

 

 معمای کاچازنونی و دروغ بزرگ ارامنه

 

مقدمه

در یکی از شبکه های تلویزیونی لس انجلسی ( پارس) آقای میبدی یکی از فاشیست های ارمنی را آورد تا درباره نسل کشی ارامنه داد سخن براند. این شبکه های عجیب و غریب که علاوه بر هدف قرار دادن آرمان ها، اعتقادات و باورهای ملت ایران گاهی گریزی به سیاست های دول مسلمان دیگر زده و با کشورهای استعمارگر دیروز و حقوق بشردوست امروز همراه و همگام می شوند و برای تامین هزینه های سرسام آور خود تریبون آن ها شده و به صورت هماهنگ شروع به دروغ پراکنی می زنند. به عبارتی این مجری های عجوزه کار فراماسونری رضاخانی به بعد را در حال ادامه هستند. به همین دلیل خواستم یکی دیگر از اسناد تاریخی از خود ارمنی ها را در دنیای مجازی رو کنم. مطلب زیر از کتاب 1915 نوشته مهندس رضا طالبی چاپ 1388 ذکر می شود.

 

 

کاچازنونی

 

کتابی توسط محقق تورک «محمد پرینچک» به هنگام مطالعه درباره مساله ارمنی در کتابخانه لنینگراد پیدا و توسط مترجم تورک « عارف آجال اوغلو» به تورکی استانبولی ترجمه شد.چاپ اول کتاب به زبان تورکی در سال 2005 و در سال 2006 چاپ پانزدهم آن به ثمر رسید. چاپ های انگلیسی، فرانسه و آلمانی آن انجام شده و چاپ اسپانیایی و چینی آن در حال انجام است. این کتاب برای اولین بار در تاریخ خیلی چیزها را درباره ارمنه روشن ساخت و لاف بزرگ آن ها را برای مظلوم نمایی رسوا ساخت.

«هووانس کاچازنونی» نویسنده کتاب فوق، اولین نخست وزیر جمهوری ارمنستان از جولای 1918 تا آگوست 1919 و از بنیانگزاران و رهبران اصلی و مهم ترین شخصیت حزب داشناکسیون ارمنی است.

این کتاب گزارشی بود که توسط کاچازنونی در سال 1923 به شکل کتاب و به زبان ارمنی و تحت نامی که نویسنده انتخاب کرده بود، یعنی «حزب داشناکسیون دیگر قادر به کاری نیست» چاپ شد.کتاب در سال 1927 به زبان روسی در تفلیس چاپ شد.

چاپ انگلیسی آن در سال 1955 توسط مرکز اطلاعاتی ارامنه در نیویورک انجام شد.

کتاب کاچازنونی در ارمنستان ممنوع استو نسخه های ترجمه شده آن به زبان های دیگر از کتابخانه های اروپا توسط داشناک ها جمع آوری شده است. نام کتاب در کاتالوگ کتابخانه ها موجود ولی از خود کتاب در قفسه ها خبری نیست. (آزادی مورد ادعای اروپاییان همین است)

دولت ارمنستان و دیاسپورای ارامنه دولت عثمانی، رهبران حزب اتحاد و ترقی و حکومت آتاتورک را متهم به نسل کشی ارمنی ها از 1915 تا 1923 می کنند در صورتی که سال های فوق سال های جنگ رهایی بخش ملی تورکیه و دورانی است که حزب داشناکسیون ابتدا به عنوان آلت دست دولت روسیه تزاری و سپس آلت دست دول غربی (انگلیس، فرانسه، امریکا) و تحت امر و هدایت آن ها بر علیه تورکیه می جنگیدند.  این واقعیت تاریخی در هزاران سند حزب داشناکسیون و دولیت ارمنستان که در آرشیوهای ارمنستان و روسیه (پدرخوانده ارمنی ها) ، وجود دارد، انعکاس خود را به شکل روشن و صریح یافته است و یکی از همان اسناد همین کتاب مورد بحث است.

کاچازنونی در گزارشی که به کنگره حزب در آوریل 1923 در بخارست پایتخت رومانی ارائه داده است، حقایقی را در رابطه با حزب داشناکسیون که خود ستون اصلی آن محسوب می شد، به زبان آورده است که پرده از ریاکاری و تبلیغات دروغین دولت ارمنستان، دیاسپورای ارمنی و دولت های غربی حامی آن بر می دارد.

کاچازنونی در مقدمه آن می نویسد: مسایلی که در این جا به آن اشاره کرده ام، فقط برای رفقای حزبی نیست، بلکه از آنجایی که عمیقا اعتقاد دارم این مسایل است که هر ارمنی باید به طور جدی درباره اش بیاندیشد، خواستم تا این گزارش چاپ و در دسترس هممه قرار بگیرد.

از جمله مهم ترین مسایلی که که کاچازنونی در اتنتاجات خود روی آن تاکید خاص کرده می توان به مسایل زیر اشاره کرد:

ـ حزب بدون قید و شرط به روسیه وابسته بود و بعد از سرنگونی تزارها به خدمت امپریالیست های غربی یعنی انگلیس، فرانسه و آمریکا درآمدند. آن ها دچار توهم ارمنستان بزرگ شده بودند و در راه رسیدن به این هدف با هر دولتی که مخالف تورکیه بود متحد شدهو بر علیه تورکیه جنگیدند. ( تورک ها با غریزه دفاع از خود حرکت کردند و «قانون تهجیر» تورک ها با در نظر گرفتن هدف آن، قانونی مناسب و مطابق هدف بود).

ارمنی ها نتوانستند توازن قوایی که به نفع تورک ها بود درک کنند. آن ها در واقع از قدرت واقعی تورک ها بی خبر بودند و تصور می کردند که شکست عثمانی در جنگ به معنای پایان کار تورک هاست و آن ها دیگر قادر به دفاع از خود نیستند.

کاچازنونی داشناسیون و دنباله روان آن را یک طرف جنگ و تورک ها را طرف دیگر جنگ ارزیابی می کند . البته بعد از 1921یک دوران انتقاد از خود توسط روشنفکران ارمنی به وجود آمد  و اسناد بعد از سال های فوق نظرات کاچازنونی را تایید می کند. دراین منابع به روشنی بیان می کنند که دول غربی آن ها را بر علیه تورکیه مود استفاده قرار دادند.

کاچازنونی می نویسد: ... ما عقل مان را به دیگران سپرده بودیم، به حرفهای پوچ افراد بی مسئولیت اهمیت زیادی داده و تحت تاثیر هیپنوتیزم خودمان قادر به درک حقایق نشده و دچار خیال پردازی شدیم ... بسیاری از ما از سر سادگی فکر می کردیم که جنگ جهانی اول بهخاطر ارمنی ها در گرفته است. وقتی روس ها حمله می کردند فکر می کردیم آن ها برای رهایی ارمنی ها آمده اند و وقتی عقب نشینی می کرده فکر می کردیم که آن ها برای کشتار ما توسط تورک ها با آن ها تبانی کرده اند. در هر دو حالت ما نتایج، هدف و نیات را قاطی می کردیم. از سرنوشت نحس شکایت کردن و دلایل فلاکت مان را در خارج از خودمان جستجو کردن یک وضعیت دردناکی است. این یک ویژگی از روان شناسی ملی مان است و حزب داشناکسیون هم نتوانست از آن رهایی یابد.

بخشی از یک اعلامیه که ارامنه به نیکلای دوم فرستادند:

«... ارمنی ها نصیحت پدران خود  را دنبال کرده و برای فدا کردن زندگی و هستی خود به خاطر تاج و تخت پرافتخار روسیه بزرگوار برخاستند. مژده جنگ با تورکیه تمام خلق ارمنی را به وجد آورده است( توجه کنید هنگام نشر این اعلامیه، هنوز ارمنی ها به قول خودشان کشتار نشده اند.) ... سرباز روسیه پرافتخار بودن و به جاآوردن رسالت تاریخی روسیه در شرق وظیفه میهنی ما است... پرچم روسیه در استانبول و تنگه های چاناق قلعه دراهتزار خواهد بود. اراده شما، امپراطور بزرگوار برای خلق های تحت اسارت تورکیه آزادی خواهد آورد...»

خبر دیگری را بخوانید:

ارمنی ها در شهر آدانا تحت فرماندهی نیروهای اشغالگر فرانسه ژنرال دیفه، مسلح شده و واحدهای انتقام تشکیل داده و با اونیفورم های فرانسه بر علیه تورک ها جنگیدند.

کاچازنونی می نویسد:

در بهار 1919 هیات نمایندگی ارمنستان و نمایندگان ارامنه تورکیه در کنفرانس صلح پاریس درخواست های ارضی خود را به این شرح به اطلاع متفقین رساندیم: جمهوری جنوبی قفقاز(ارمنستان) بار مرزهای گسترش یافته آن. بخش های شمالی آرداهان، ایالت قارص، بخش جنوبی تفلیس، بخش جنوب غرب ایالت یئلی زاوت پل، هفت ایالت تورکیه شامل وان، بیتلیس، دیاربکر( به استثنای جنوب آن)، سیواس(به استثنای غرب آن)، ارزروم، ترابزون، هارپوت، شهرستان های ماراش، سیس، جبل برکت، اسکندرون و آدانا.

کاچازنونی ادامه می دهد: از دریای سیاه تادریای سفید(مدیترانه) از کوه های قره باغ تا کویرهای عربستان یک ارمنستان بزرگ طراحی شده و مطالبه می شد. این طلب امپریالیستی چگونه می توانست تحقق یابد؟ نه حکومت ارمنستان و نه حزب داشناکسیون چنین پروژه احمقانه ای داشتند... این چیز عجیب و غیرقابل باوری بود. این طلب را ارمنی های پاریس به میان کشیدند و هیات نمایندگی ما هم به این تمایل کلنی های تسلیم شدند... امریکا قیمومیت ارمنستان بزرگ را به عهده نخواهد گرفت و لی ارمنستان بزرگ را حاضرنر تحت قیمومیت خود بگیرند... و از آنجایی که قیمومیت آمریکا را طلب می کردیم، هیات نمایندگی ما علی رغم دستورالعمل داده شده به آن ها درخواست را قبول و پای آن امضا گذاشت... ما در مسایل مهم و اساسی نتوانستیم اراده مستقل خود را در میان بگذاریم. نتوانستیم با روش خودمان حرکت کنیم و به دیگران اجازه دادیم که ما را دنبال خود بکشند. مطالبات ما به ویژه مغزهای ناپخته کلنی ها را به هیجان آورد، چنانچه برای صاحب دولت شدن کافی است تا مرزهای آن دولت را روی کاغذ ترسیم کرد... مرزهایی که توسط ویلسون ( رئیس جمهور آمریکا) طراحی شده بود ما را قانع نکرد. ما انتظار داشتیم که ویلسون معاهده سور را تمام و کمال عملی کند تا ما بتوانیم صاحب سرزمین های بیشتری شویم. در مقابل، تورک ها راه حل ویلسون، شکایات ما و معاهده سور را به رسمیت نمی شناختند... بعدا روشن شد که برای حل بنیادین مساله ارمنی در تورکیه شیوه اخراج دسته جمعی ارامنه از شرق به جنوب تورکیه در تابستان و پاییز قطعی ترین و مناسب ترین شیوه بود... جنگ با ما اجتناب ناپذیر بود... ما باید با زبان صلح با تورک ها سخن می گفتیم... ما از قدرت واقعی تورک ها اطلاع نداشتیم...ارتش ما خوب تجهیز شده بود ولی نجنگید. نیروهای ما مدام عقب نشینی کرده و از مواضع خود فرار کردند. آن ها سلاح های خود را زمین انداخته و در دهات پراکنده شدند... تورک هایی که یش روی می کردند فقط بر علیه سربازان ما جنگیدند، آن ها جنگ را به میان غیر نظامیان نکشاندند ( بر خلاف ارمنی ها که فقط غیر نظامی ها قتل عام کردند) سربازان تورک دیسیپلین خوبی داشتند. بنابراین قتل عامی صورت نگرفت.

گزارش کاچازنونی بزرگترین سند رد دروغ نسل کشی ارامنه است. این سند نه در ارشیو تورک ها که در آرشیو ارمنستان و روسیه است. اگر آرشیو خود ارمنی ها نیز آن ها را قانع نکند، کدام آرشیو و سند آن ها را قانع خواهد کرد؟

گزارش کاچازنونی به دروغ بزرگ ارامنه که امروز در خدمت گلوبالیزاسیون و در خدمت پروژه امپریالیستی خاورمیانه بزرگ که قصد تغییر مرزهای سیاسی 26 کشور خاورمیانه را دارد، خط بطلان می کشد.

 

+ نوشته شده در  جمعه 9 دی1390ساعت 20:37  توسط ایلقارحسن بیگلو  | 

 

 

 

 دموکراسی در فرانسه ممنوع شد

ارامنه مثل یهودی ها شدند

یکی دیگر از نادر اتفاقاتی که اگر در ایران یا هر کشور شرق و مسلمان می افتاد، آن کشور متهم به نقض حقوق بشر و عدم وجود دموکراسی و از این حرف ها می شد، در فرانسه رخ داد.

تعدادی نماینده مرتجع مجلس ( این کلمه به دلیل بار سیاسی آن در مورد آدم های عقب مانده از زمان و عدم آگاهی ایشان از روند تکامل جامعه و سیر تاریخ گفته می شود)قانونی ارتجاعی، ضد دموکراسی که موضوع اصلی آن کلا ریشه در تاریخ داشت و نیاز به بررسی جامع مورخان؛ از نظر سیاسی ـ انتخاباتی در پارلمان مطرح شد و حتی طراح اصلی آن حاضر به دادن توضیح نشد و دانسته های خود و اعتقاد خود را مرجع پنداشت.

این موضوع درست در روزی انجام یافت که یک دیپلمات ترک در 40 سال پیش درست در چنین روزی از سوی تروریست های ارمنی در پاریش به قتل رسیده بود. آیا این به معنی حمایت پاریس از تروریسم دولتی نیست؟ آیا سیستم های امنیتی فرانسه از تروریسم حمایت نمی کنند؟

پارلمانی که 575 نماینده دارد، با 55 نفر نماینده رای گیری می کند و قانون به تصویب می رساند.

البته این اتفاق در کشوری می فتد که خود مهد دموکراسی و سرود مارسیز برای اولین بار در آن به صدا درآمده است.

البته برخی مسایل راتیتروار مطرح می کنم:

 1ـ فرانسه خود متهم به جنایت علیه بشریت در کشورهای ویتنام، اندونزی، رواندا و برخی مناطق افزیقا و امریکای جنوبی است.

2ـ فرانسه مابین سال های 1964 ـ 1945 متهم به نسل کشی در الجزایر است. این کشور بعد از جنگ جهانی دوم بیش از یک میلیون نفر ( 15 درصد) مردم غیر نظامی الجزایر را قل عام کرده است. در حالی که هیچ کشور غربی مستعمرات چی دیگری چنین حجم گسترده ای از کشت و کشتار را در کارنامه مستعمراتی خود به ثبت نرسانیده است و این با مقایسه تاریخی که ارمنیان مدعی نسل کشی هستند، 45 سال نزدیک تر به زمان حال می باشد.

3ـ نماینده مطرح کننده این قانون، والری، دارای پدری متولد الجزایر و مادری تونسی است یعنی پدرش جزو فرانسویانی است که در نسل کشی الجزایر شرکتی فعال داشته است.( البته فرانسوی ها این نسل کشی را آموختن آزادی به اعراب می دانند. گویا اعراب قبل از فرانسوی ها تمدن نداشتند. یا همین ها نبودند که تمدن و زیبایی را از طریق اسپانیا به اروپا ارمغان بردند.)

4ـ این اتفاق در زمان ریاست جمهوری کسی مطرح شده که خود اصالتا اسپانیایی بوده و اجدادش جزو موسویانی هستند که از اسپاانیا به فرانسه آمدند.

 

5ـ فرانسه دارای 500 هزار ساکن ارمنی است و حزب UMP (حزب حاکم سارکوزی) روی رای 100 هزار تایی ارمنی ها از حالا حساب باز کرده است.

6ـ این جریان روی 16 میلیارد دلار حجم تجارت دو جانبه بین ترکیه و فرانسه تاثیر قطعی خواهد گذاشت.

7ـ این قانون به نفع ارامنه ای است که چندهزار سال قبل از میلاد مسیح از حدود جغرافیایی فرانسه از ترس ساکنین فعلی فرانسه شروع به مهاجرت کرده و در عهد اورارتوها ی التصاقی زبان وارد منطقه آنادولو و شرق قفقاز و  آذربایجان  شدند. به عبارتی خود قربانیان نسل کشی فرانسوی های بعد از خود شدند.

8ـ فرانسه عضو گروه مینسک است که در حال میانجیگری بین ارمنستان و آذربایجان برای حل مساله قرع باغ است.

 

این مسایل بخشی از مواردی است که باید در تجزیه و تحلیل تصویب عجولانه قانون فوق مد نظر قرار گیرند.

دراین بین به نظر می رسد بخشی از دولت های غرب در حال اجرای سناریویی هستند که از ابتدای قرن بیست تاکنون به دلیل وقوع دو جنگ جهانی وسپس جنگ سرد، متوقف شده بود و این سناریو تجزیه و تضعیف کشورهای بزرگ مسلمان شرق می باشد.

تجزیه و تضعیف ایران، عثمانی و ایجاد کشورهای ضعیف با دولت های دست نشانده مانند افغانستان، عراق، سوریه، لبنان و ... و تصرف ازبکستان، ترکستان، تاتارستان، خان نشین های قفقاز شمالی از جمله چچن، باشقورد و ...  ایجاد کشورهایی کوچک با چند ملیت که در آن ها مسلمانان ساکن بودند با حاکمیت غیرمسلمانان از جمله یوگسلاوی از جمله اقداماتی بود که در طول صد سال اخیر به چشم خود دیدیم.

ایجاد سرزمین جعلی به نام اسرائیل با قدرت نظامی و مالی بزرگ و ارمنستان که بزرگترین پایگاه نظامی روسیه به ارزش یک میلیارد دلار هم اکنون در آن  قرار دارد، سناریوهایی هستند که متاسفانه گاها از جانب کلیه کشورهای اسلامی (بدون استثنا) از نظر دور نگه داشته می شوند.

این کشورهای خلق الساعه همچون غده های سرطانی در حال حجیم شدن و سرایت به کشورها ی همسایه  می باشند. هر دو دارای نقشه های بلندپروازانه، خریطه های جعلی به نام اسرائیل بزرگ و ارمنستان بزرگ هستند. هر دو در پرونده خود نسل کشی مسلمانان را ثبت کرده و هر دو به تمام کشورهای همسایه ادعای ارضی دارند. مثلا ارمنستان طالب بخش هایی از ترکیه، ایران و گرجستان و آذربایجان است. (متاسفانه به دلیل شعارهای غلط ابوالفضل ائلچی بی، ایران تهدید آذربایجان را جدی تر از ارمنستان دانست و در قبال کشتار مردم بی گناه قره باغ به نظاره نشست و اکنون که کار از کار گذشته، از سیاست های دولت باکو در قبال توجه مردم به اسلام، اظهار نارضایتی می کند. در حالی که مراسم مردم شوشا و خوجالی در بزرگداشت ایام محرم زبانزد همه دنیا بوده و و به شهادت منابع تاریخی شیعه، شوشا مرکز ثقل عزاداری برای امام حسین(ع) بوده است )

سناریوی به رسمین شناختن قتل عام ارامنه در دراز مدت سبب می شود که ارمنی ها نه در برابر ترک ها که در برابر همه عالم اسلام، قد بر افراشته و حقوق از دست رفته خود را مطالبه نمایند. مگر ارمنی ها در طول تاریخ همیشه جیره خوار دول بزرگ نبودند؟ امروزه نیز در سایه دولت کریمه روسیه ( قلب همه آذربایجان از شنیده نام آن موی بر تنشان سیخ می شود و قتل عام تبریز همچون خط سیاهی بر پیشانی این غدار می درخشد)، که در روز روشن به گرجستان لشکر می کشد، می تواند در آینده ادعای تصاحب تبریز، مرند ، ارومیه و ... را نیز داشته باشد .

این دولت با دولت تازه ساز کردستان ( نمی دانم چرا خودمان را فریب می دهیم، عراق تجزیه شده است و اکنون دو کشور در جغرافیایی عراق در حال شکل گیری است. کشور کردها و کشور شیعه ها) مشکل آفرین ترین دوران تاریخ را در خاور میانه رقم خواهد زد.

دولت ما نیز شایسته است به جای مطرح کردن مساله باغ قلهک و همزمان با حمایت از فلسطین، با مطرح کردن نسل کشی ارومیه و سلماس که در آن بیش از 140 هزار مسلمان ترک به دست ارمنی ها و آشوری ها و با هدایت انگلیس، فرانسه و آمریکا و روس قتل عام شدند، خود را قربانی نشل کشی غرب معرفی نماید.

هنوز که هنوز است، داشناکسیون شاخه ایران در حال فعالیت شدید در تهران برای ترویج مسیحیت در بین جوانان  مسلمان ( پرونده یکی از آن ها هنوز هم مفتوح است) و داشناکسیون در بین ارامنه است. این حزب با جمع آوری ظالمانه مالیات های مذهبی از ارامنه برای ایروان درآمد کسب می کند.

نتیجه کلام این که در فرانسه بر خلاف آزادی بیان که در منشور حقوق بشر مطرح است، آین آزادی نقض شده و کسی حق نخواهد داشت از داده های تاریخی درباره ارامنه سخنی بگوید. و مسلمانان جهان همچنان گناهکار شمرده خواهند شد و چه بسا فردا روزی نوبت ما باشد برای قتل یپرم خان داشناک قاتل آزادی خواهان ایران در دوران مشروطیت!!!

 

 

 

 

+ نوشته شده در  یکشنبه 4 دی1390ساعت 17:24  توسط ایلقارحسن بیگلو  | 

 

 

اخبار کوتاه

۱ ـ دولیت آمریکا و سوئر در یک اقدام مشترک، عملکرد پارلمان های کشورهایشان را تاسف بار و اشتباه خواندند.

۲ ـ شش سرباز ارمنی با فرار از ترکیب اردوی نظامی ارمنستان مستقر در قره باغ به دولت جمهوری آذربایجان پناهنده شدند و از فساد مسلط بر ارتش ارمنستان پرده برداشتند.

+ نوشته شده در  پنجشنبه 12 فروردین1389ساعت 18:53  توسط ایلقارحسن بیگلو  | 

 

 

اخطار

 

تهاجم فرهنگی این بار از سوی ارمنستان

دولت نیمه مستقل ارمنستان این بار جلودار تهاجم فرهنگی شده است. این دولت خائن  با دعوت از خوانندگان لس آنجلسی به ایروان و اجرای کنسرت های مختلط و غیر اسلامی به قصد تخریب فرهنگ ایران اسلامی و انقلاب ارزشمند ، باید جدی گرفته شود و اخطار های جدی به دست اندرکاران مزدور دولت ایروان داده شود.

 

+ نوشته شده در  سه شنبه 10 فروردین1389ساعت 19:19  توسط ایلقارحسن بیگلو  | 

 

روز ۱۱ فروردین ( ۳۱ مارت) مصادف با ایام نوروز در سال ۱۹۱۸ از سوی داشناکهای ارمنی که از سوی کمونیست های آدم کش روس حمایت می شدند، ۲۰۰۰۰ نفر از آذربایجانی های مسلمان و شیعه باکو، شاماخی، قوبا زنگه زور و نخجوان را نسل کشی کردند.

ما نیز به نوبت خود  در سالروز چنین روز مصیبت باری به برادران  خود در آذربایجان تسلیت گفته و برای ارمنی های آدم کش و نمک نشناس آرزوی نابودی داریم.

+ نوشته شده در  سه شنبه 10 فروردین1389ساعت 19:8  توسط ایلقارحسن بیگلو  |