Tarihte "Türk" Adı / Prof. Dr. Ġbrahim Kafesoğlu [s.308-315]
Turkler Ansiklopedisi :قایناق
Bugün ilim dünyasında, umumiyyetle, “Türk” adının M.S. VI. yüzyıl ortasında Gôktürkler tarafından kurulmuĢ olan devlet (552-744) ile ortaya çıktığı kabul olunmaktadır.1 Buna gôre, “Türk” adı ilk olarak in yıllığı ou-Ģu‟da, Gôktürk birliğini gôstermek üzere 542 yılında2 ve Batı Wei Ġmparatoru T‟ai-tsu tarafından Gôktürk ġefi Bumın‟a elçi gônderilmesi münasebetiyle de 545 yılında gôrünmektedir.3
I. Türk Adının Eskiliği Hakkında Ġleri Sürülen GôrüĢler
Türk adı in tarihi vesikalarında bôyle ortaya çıkmakla beraber, Türk soyundan gelen ve Türkçe konuĢan topluluklar Ģüphesiz çok eskiden beri mevcut bulunuyordu. Asya Hunları (in kaynaklarında, Hsiyung-nu), Batı Hunları (Avrupa Hunları), Kuzey in‟de Tabgaçlar (in kaynaklarında, T‟o-pa) ile aynı sahanın çeĢitli bôlgelerinde küçük devletler kuran “Hsiyung-nu imparatorları”na bağlı toplulukların ekseriyeti ana dilleri Türkçe olan ve Türk soyundan gelen topluluklar idi.4 Türklerin bôylece tarihte büyük yer tutan eski bir millet olduğu düĢüncesi birçok tarihçi ve dilciyi “Türk” adının pek eski bir maziye sahip olabileceği hükmüne gôtürmüĢ ve bunlar “Türk” adını en eski tarih kaynaklarında aramak yoluna girmiĢlerdir.
Mesel., ünlü tarihçi J. v. Hammer, Herodotos‟un doğu kavimleri arasında zikrettiği Targitaların Türk olduğunu tahmin etmiĢti ki, ona gôre, “Türk” ismi ilk olarak bu kavmin adında geçmiĢ olmalı idi.5 Keza v. Hammer Tevrat‟taki Togharma adını da “Türk” ismi ile ilgili gôrmekte idi.6 Herodotos‟ta “Türk” adını arayanlardan biri de Avusturyalı bilgin Tomaschek‟tir. Bu da Grek tarihçisinin “Ġskit” arazisinde gôsterdiği kavimlerden Tyrkae‟i (Jyrkae) Türk kabul etmiĢti.7 Linguistique esasa dayanarak değil, fakat benzetme yolu ile “Türk” adının pek eski devirlerde izlerini bulmaya çalıĢanlar daha çoktur. Mesel., bir Fransız Ģarkiyatçısı, Plinius ile P. Mela‟da Turcae Ģeklinde geçdiği iddia olunan kavmi Türklerle aynı saymıĢ,8 F. v. Erdmann, Thrak adını “Türk” ile aynîleĢtirmiĢ,9 V. de St. Martin ile meĢhur J. Marquart eski Hint kaynaklarındaki Turukha veya TürüĢka (yahud TuruĢka) adını “Türk” ile birleĢtirmek istemiĢlerdir,10 .n Asya çivi yazılı metinlerde ülke adı olarak gôrülen Tourki ile ve Asurca çive yazılı vesikalardaki Turukku okunabilen kavim adı ile “Türk” sôzünün münasebeti düĢünülmüĢ,11 “Türk” isminin Arapçadan uydurma Turkor kelimesinden çıktığı iddia olunmuĢtur.12
Türk adının çok eskiden beri mevcut olduğu kanaatinin hakim bulunduğu zamanlarda bu ad tabiatıyla eski in kaynaklarında da aranmıĢtır. Bôylece in yıllıklarında M... 2. bin ortalarından itibaren gôründüğü sôylenen Tik kavminin adının, telaffuz bakımından “Türk”e yakınlığı sebebi ile, “Türk” kelimesinin incedeki ilk Ģekli olduğu ileri sürülmüĢtür.13 Bu fikir, bazı Türk tarihçilerine cazip gelmiĢ gôrünmektedir.14 Fakat Tik-Türk münasebeti daha ônce W. Koppers, P. Pelliot vb. gibi mütehassıslar tarafından Ģüphe ile karĢılanmıĢ,15 A. V. Gabain tarafından kabul edilmemiĢ16 ve W. Eberhard‟ın tetkikleri de Tik‟in Türk ile alakasızlığını ortaya koymuĢ bulunuyordu.17
Ġslam kaynaklarında ise “Türk” adının dikkat çekici bir durumu vardır. Bilindiği gibi, Ġslam literatüründe Hicrete kadar olan dünya tarihi daha ziyade bir hül.sa mahiyetindedir. Bu eserler 423
Ġslamiyet ôncesi Ġran, Ġsrail, Grek, Cahiliye-Arap tarihlerini kısaca ve birbirine müvazi Ģekilde kaydederler. Ġslamiyet‟ten ônceki Türk tarihi hakkında bilgi veren Ġslam kaynakları ile bunlardan nakiller yapan mesel. Süryani müelliflerin eserlerinde, bilahere Türklüğü sabit olan kavimlerin ve hanedanların Türk olduklarının belirtilmesi dikkate değer bir noktadır ki, bu nevi malumat arasında bizi burada ilgilendiren bahis iki rivayet manzumesine dayanır:
1. Ġran, yani Zend-Avesta rivayetleri,
2. Ġsrail, yani Tevrat rivayetleri.
Tevrat‟a dayanan rivayetlerde “Türk”ün Hazret-i Nuh neslinden olduğu kabul edilir.18 Bir kısım kaynaklarda Türk, Nuh‟un üç oğlundan Y.fes‟in oğlu olarak gôsterilir.19 Bôylece o zaman mevcut bulundukları tasavvur olunan kavimler arasında Türk‟e verilen ehemmiyet belirmektedir. Bazı müellifler de Türk‟ü Y.fes‟in doğrudan doğruya oğlu değil, fakat torunu veya onun neslinden biri saymaktadırlar.20
Ancak Nuh ile ilgili rivayetin muahhar olduğu ve “Türk” adının bu rivayete Türklerin (daha doğrusu Gôktürklerin ve onlardan itibaren Türk soyundan gelen diğer toplulukların) VIII-X. yüzyıllarda Ġslam dünyasında kendilerini hissettirecek derecede rol oynamağa baĢladıkları zamanlarda ilave edildiği anlaĢılıyor. Zira elimizdeki, aslına en yakın olarak tespit edilen Tevrat metinlerinde Türk, ne Ģahıs (ata), ne de kavim adı olarak yer almamaktadır.21 O halde Tevrat rivayetinde istinaden Ġslam kaynaklarında ve bunlardan nakillerde bulunan Süry.nî kaynaklarında kaydedilen “Türk” adı sonraki bir devreye ait olmak gerekir. “Türk” adı yanında zikredilen çeĢitli isimlerdeki Türk boyları da bunu gôsterir.
Diğer taraftan aynı Ġslam kaynakları Ġran rivayetlerini naklederken de “Türk”ten bahsetmiĢlerdir. Avesta‟nın Ebû‟l-beĢer (insan cinsinin babası ki, Tevrat‟ta Hz. Âdem mukabilidir.) olarak tanıttığı Kay.mars‟dan (Kayûmareta) ve Tevrat rivayetindeki Nuh zamanına rastlayan CamĢNd‟den sonra, Ġran rivayeti Ģôyle devam eder: Hükümdar FarNd.n geniĢ ülkesini üç oğlu: Salm (Sarm), Ġrac, Atvac veya Tuvac (doğrusu, Turac) arasında taksim etti22 ve Türk, in ülkeleri Turac‟a düĢtü.23 Bu arada zuhur eden taht kavgalarında Ġrac diğer kardeĢleri tarafından ôldürüldü. Ġrac‟ın yerine Seçen oğlu Min.çihr (Man.çithra) babasının intikamını almak üzere “Türk” ülkesine yürüdü ve Turac neslinden Afr#siy#b ile çarpıĢtı. etin savaĢlardan sonra, iki memleket arasında hudut ok atmak suretiyle tespit edildi: Bir Ġranlı tarafından Teberistan‟dan atılan ok24 Belh nehri (Ceyhun, Amu-derya) üzerine düĢtü. Bu sebeble bu nehir iki ülke arasında sınır sayıldı.25 Bundan sonra Ġran rivayetlerinde artık Türk ülkesinden “Turan”, Fars ülkesinden de “Ġran” tabirleri ile bahsedilmiĢtir.26
Ġran-Turan harpleri, bilindiği gibi, meĢhur destan Ģairi Firdevsi‟nin (ôlm. 1021) ġehname‟sine baĢlıca mevzu teĢkil etmiĢtir.27 Firdevsî‟nin büyük mübalağalarla anlattığı bu savaĢların28 tamamıyla hayal mahsulü olduğu, Ġranlıların kendileri için eski Hint-Avrupa mitolojisinden zengin ve renkli bir mazi, Ġran hükümdarlarının iyiliklerini, adaletini ve imar faaliyyetlerini gôstermek maksadıyla bir sürü vekayi icat ettikleri ilmi araĢtırmalar neticesinde anlaĢılmıĢtır. Mesel. burada Ġran hükümdarı olarak 424
zikredilen FarNd.n (veya AfrNd.n) Hint-Ġran mitolojisinde Thraetaona adı ile geçen bir ilah olduğu gibi, Afr#siy#b da aynı il.hlar zümresinden savaĢ tanrısıdır ve asıl adı Frangrasyan‟dır.29
Min.çihr ôldükten sonra, “Türk hükümdarı” Afr#siy#b30 Ġran‟a girdi, Azerbaycan‟ı, istila ederek Babil‟e kadar ileriledi. Ġran‟ı, bu durumdan Min.çihr‟in torunu Zav b. .ahm#sb kurtardı. .ahm#sb gençliğinde “Türk ülkesi”ne gitmiĢ orada Türk hükümdarlarından birinin kızı ile evlenmiĢti. Bu Türk prensesinden doğan Zav birçok baĢarılı savaĢlar yaparak “Afr#sy#b al-TürkN”yi uzaklaĢtırdı. Afr#sy#b‟ın Ġran topraklarında 12 yıl kaldığını bildiren bu rivayete gôre, Ġran‟ın kurtuluĢu h.disesi büyük sevince vesile oldu ve bayram tel.kki edildi.31 Bundan sonra, hükümdar olarak, Kaykub#d ve Kayk#v.s‟u müteakib, Siy#v.Ģ geldi. Bu da Afr#siy#b‟ın kızı ile evlenmiĢti.32 ĠĢte Ġran-Turan savaĢlarının asıl kahramanı bu evlenmeden doğan KayHusrav‟dır. KayHusrav, Afr#siy#b‟ın kuvvetlerini ağır mağlubiyetlere uğrattı, 50-60 bin kiĢiyi telef etti, 30 bin kiĢi esir aldı. Bu arada Türk kumandanlarından çoğu ôldü. Oğlu da mağlup olarak ôlen Afr#sy#b bizzat sefere çıktı ise de 100 bin kiĢilik telefat verdikten sonra, Azerbaycan‟a çekildi, saklandı; Fakat yakalanarak KayHusrav‟e getirildi ve ôldürüldü.33
Bu son savaĢlarda bir hakikat mevcut gibi gôrünüyor. Zira eski Grek kaynaklarında, adı geçen Ġran hükümdarına ait bazı izlere tesadüf edildiği bildirilmektedir. Herodotos‟ta ilk AhameniĢ kralı olarak zikredilen zatın Kyrus (KayHusrav adının Grekçe Ģekli) adını taĢıdığı, “Turan” hükümdarı Afr#sy#b‟ın da Herodotos‟un Med kralı olarak tanıttığı Astiag olduğu beyan edilmiĢtir ki, buna gôre AhameniĢ Devri Ġranlıları Medyalıları “Turanlı” saymakta ve Med ülkesi “Turan”a dahil bulunmakta idi.34
Diğer taraftan KayHusrav ile çarpıĢan Afr#sy#b‟ın Saka hükümdarı olduğu da ileri sürülmüĢtür.35 Bu takdirde eski Ġskitlerle ilgili bulunan Sakların bir Türk kolu olduğunu kabul etmek icap eder.36
Burada gerek Medyalılar, gerek Sakalar hakkında ileri sürülen tahminlerdeki tarihî gerçek payını tayin etmek müĢkül ise de, bahis mevzuu “Afr#sy#b”ın hakikaten bir Türk hükümdarı olduğu Ģüphesiz gôrünmektedir. ünkü onun büyük ve muazzez hatırası Asya Türkleri arasında asırlarca yaĢamıĢ37 ve tabiatıyla Ġran rivayetlerindeki uydurma ad altında değil, fakat, Türk ananesine gôre, Tunga Alp Er Ģeklindeki Türkçe adı ve unvanı ile tanınan bu ulu Türk hükümdarı namına Türkler yüzlerce yıl yoğlar, tôrenler tertip etmiĢlerdir.38
Bôylece Türk-Ġran münasebetlerindeki Afr#sy#b adlı hükümdarın belki milattan ônce asırlarda rol oynamıĢ büyük bir Türk baĢbuğu olduğu ortaya çıkmaktadır. Ancak bizi burada al.kadar eden cihet, bütün Ġsl.m kaynaklarının Afr#sy#b‟ı daima “Türk” olarak zikretmiĢ olmalarıdır. Bununla beraber, Ġsl.m kaynaklarındaki rivayetlerin de, tespit bakımından, gerçek mehazleri Vahb b. Munabbih olsa dahi, VIII. yüzyıl baĢlarından daha geriye gitmediği unutulmamalıdır.39
Ġsl.mi devir kaynaklarından ônce yazılmıĢ Arapça eserler içinde “Türk” adının ilk geçtiği yer olarak C.hiliye Devri‟nin meĢhur Arap Ģairi Al-N#biEa al-Zuby#nN‟nin (ôlm. 595-612 yılları arası) Dîv.n‟ı gôsterilmiĢtir.40 Buna gôre, Arapça yazılmıĢ eserler arasında “Türk” adının ilk defa VI. yüzyılın 425
sonlarına doğru zikredilmiĢ olduğunu kabul etmek l.zımdır.
Bizans literatüründe ise, Türklerin eski Troyalılarla münasebete getirilmiĢ olması dikkat çekicidir. Bu husus Ġstanbul‟un fethinden sonra Ġtalya‟ya giden Bizanslı Th. Gazes ile Ġtalyan hümanisti F. Filelfo arasında teati edilen mektuplarda gôrünüyor. Bu mektuplardan anlaĢılıyor ki, XV. asır Türkleri eski Troyalıların neslinden sayılmaktadır: Türkler Bizans baĢkentini zaptetmek suretiyle, Troya‟yı hile ile ele geçiren Greklerin torunlarından, atalarının intikamını almıĢlardır.41 Bu gibi tel.kkilerin doğuĢunda Ģüphesiz “Türk” adının eski Ģeklinin “Troia” olduğu zannı rol oynamıĢtır. Bilindiği gibi, Bizans müellifleri arasında “Türk” adı ilk defa, Gôktürkler dolayısile, Aghatias tarafından zikredilir.42
II. “Türk” Adının Tel.ffuzu
Türk adının eski tel.ffuzu meselesinde bugün varılan netice, bu adın eksikliğine dair yukarıda sıraladığımız gôrüĢlerin isabet derecesini tayin bakımından büyük ehemmiyet taĢımaktadır.
Bilindiği gibi, Gôktürklerden bahseden ilk in kaynakları “Türk” adını oldukça farklı bir Ģekilde zaptetmiĢlerdir: T‟u-küe.43 Burada -incede r sesinin bulunmamasından sarfı nazar- dikkati çeken nokta “Türk” adının çift heceli olarak tespit edilmiĢ olmasıdır. TanınmıĢ Fransız sinologu P. Pelliot bu ince iĢaretin “Türküt” okunması gerektiğini ve bunun da “Türk” kelimesinin, Moğolca cemi eki +t ile yapılmıĢ, çoğul Ģekli olduğunu ileri sürmüĢtür.44 Ancak +t cemi ekinin yalnız Moğolcaya mahsus olmayıp, Gôktürklerden ônce bile Türk dilinde kullanıldığı45 ve Ġlk ve Orta ağlarda çok üstün bir kültür dili olan Türkçeden devlet, hukuk, teĢkil.t tabirlerinin Moğolcaya geçmesinin de gôsterdiği üzere,46 daha ziyade Türkçenin Moğolcaya tesirinin bahis mevzuu olabileceği hatırlanmalıdır. Nitekim son araĢtırmalardan birinde, “Türkler” Ģekline tekabül ettiği sôylenen ince iĢaretin sonunda +t değil, Türkçede diğer bir cemi eki olan +z bulunduğu, buna gôre de ince kelimenin “Türküz” okunması icap ettiği beyan edilmiĢtir.47 Fakat bu suretle, “Türk” adının incede daima çoğul Ģeklile (Türkler!) kullanıldığı peĢinen kabul olunmaktadır ki, bu herh.lde mümkün değildir. Diğer taraftan, incedeki çift heceli Ģeklin hakikatte “Türk” adının müfret halindeki karĢılığı olduğunu, binaenaleyh bu adın vaktile iki heceli olarak tel.ffuz edildiğini gôsteren emareler vardır.
Bu hususta en kuvvetli delil bizzat Türklerin yazdığı Gôktürk kitabeleridir. Kitabelerde “Türk” adı hem “Türk”, hem de “Türük” olarak iki Ģekilde geçmektedir.48 AnlaĢıldığına gôre, ônceleri çift heceli tel.ffuz edilen ad Gôktürkler Devrinde tek heceli Ģekliyle birlikte iki türlü tel.ffuz olunmuĢ, bil.here yalnız “Türk” Ģeklini almıĢtır.
SôyleniĢ bakımından üzerinde durulan bir husus da Türk kelimesindeki vokalin ses değeridir. Araplar ve Ġranlılar bu kelimeyi “Turk” tel.ffuz ederler: Bil#d al-Turk, malik al-Turk, Turk#n vb. XI.-XII. asırlardan kalma ilk Rus vekayin.melerinde “Türk” adı Tork, Torki (Türk, Türkler) Ģeklinde tespit edilmiĢtir.49 Bu dillerde esasen ü sesi mevcut olmadığı için izahta herhangi bir güçlük yoktur. Fakat kelimenin Süry.nî kaynaklarında Toukaye olarak50 ve fonetik alfabe sistemi olan Grekçede Tourkos (Tourcos Tourcoi) Ģeklinde zaptedilmiĢ oluĢu dikkate Ģ.yandır.51 Hatt. yukarıda adları geçen iki hümanist arasında “Türk” adının tel.ffuzu hakkına fikir teatisi olmuĢ, F. Filelfo Milano‟dan yazdığı 1 426
Temmuz 1472 tarihli mektubunda Roma‟da bulunan Th. Gazes‟ten “Türk” adını niçin u ile değil de ü ile yazdığını sormuĢ ve bu münakaĢadan Türklerin Troya menĢeli oldukları meselesi ortaya çıkmıĢtı.52 Burada bizi ilgilendiren husus, Th. Gazes‟in kaydı dıĢında, bütün Grek literatüründe adın “turk” Ģeklinde olmasıdır.
Halbuki, kelimenin aslında Türk olarak sôylendiğini gôsteren al.metler vardır. Adın Orhun kitabelerindeki yazılıĢında ilk hecenin vokali u veya o değil, fakat ô ve çok defa ü sesini vermektedir. Ancak Türk Ģeklindeki son harfin q (´) oluĢu yabancıların dilinde u‟lu tel.ffuza yol açmıĢ olabilir. Buna gôre de, Batıdaki yabancı vesikalara adın tek heceli Ģekli ile intikal ettiğini kabul etmek l.zımdır.53
Gôktürk kitabelerinde ilk hecedeki vokalin hem ü, hem de ô olabileceğini gôrmüĢtük. Kelimenin incedeki karĢılığında doğru sôyleniĢin hangisi olduğunu tespit mümkün olamamıĢtır. Bu mesele üzerinde duran L. Bazin, fonetik yazı sistemi olduğu için vokallerin değeri kolayca tayin edilebilen Brahmi yazılı bir metindeki Türk kelimesine istinaden, bahis mevzuu vokalin ô olduğunu ve iki hecelilik durumu dolayısiyle da, “Türk” adının asıl tel.ffuzunun “Tôrük” olması gerektiğini belirtmiĢtir.54 Bu bilgine gôre, adın ilk Ģekli Tôrôk veya Tôrük olup,55 kitabelerdeki Türük Ģekli ikinci hecedeki ü‟nün regressif bir tesirle ilk hecedeki ô‟yü ü‟ye kalbetmesinden doğmuĢ (mesel., Anadolu lehçesinde, yôrük‟ten yürük vb. gibi) ve iki heceli Ģekli son hecesindeki vokalde bil.re düĢerek “Türk” telaffuzu meydana gelmiĢ, (mesel., erk‟ten erk, bôrük‟ten bôrk vb. gibi), bôylece “Türk” adı tel.ffuz itibarıyla Ģu inkiĢafı takip etmiĢtir: Tôrük>Türük> Türk.56
Türk adının tel.ffuzu üzerindeki bu mütaalalarla ulaĢılan neticeler bizi tarih yônünden Ģu mühim hükümlere gôtürmektedir:
1- “Türk” adının Gôktürk çağından eski devirlerdeki tel.ffuzu iki heceli ve “Tôrük” Ģeklinde olduğuna gôre, türlü kaynaklarda ve çeĢitli vesikalarda “Türk” ile ilgili gôsterilen, yukarıda sıraladığımız isimlerin, “Türk” adının çok muahhar tel.ffuzu ile sadece dıĢtan benzerlikler gôsteren yabancı kelimeler olması icap eder.
2- incedeki T‟u-küe kitabelerdeki iki heceli Ģekli aksettirse bile bu, nihayet Türük‟e tekabül etmekte, yani daha eski Ģekil olan “Tôrük”e nazaran muahhar bir tel.ffuz durumunda olduğundan, “Türk” adının ilk defa VI. yüzyılda meydana çıktığı ve ônce in kaynaklarında gôründüğü fikri kabule Ģ.yan olmamak gerekir.
3- Bir kelimenin bünye değiĢikliğine uğramasının uzun zaman isteyen bir husus olduğu, bilhassa ôzel adların geliĢmesinde bu zaman payının daha uzun olacağı dikkate alınırsa, “Türk” adının Ģimdiye kadar sanıldığından belki asırlarca ônce mevcut bulunduğu düĢünülebilir. Türk kelimesinin cins ismi olarak mevcudiyetinin ise daha da eski olacağı aĢik.rdır.57
III. “Türk” Ne Demektir?
Tarihte “Türk” adına birçok manalar verilmiĢtir. Gôktürk Devri‟ndeki Sui-Ģu adlı in kaynağına 427
gôre, T‟u-küe, Türk dilinde miğfer manasına gelir. ünkü Türkler adlarını, Altay bôlgesinde, eteklerinde oturdukları, miğfer biçiminde yükselen dağın Ģeklinden almıĢlardır.58 Hunlar ve Türkler hakkındaki büyük eserini 1756-1758‟de yazmıĢ olan De Guignes‟ten beri59 Orta Asya tarihi ile meĢgul olan Batılı bilginlerden çoğu “Türk” sôzünün miğfer demek olduğu hususundaki in tefsirine ehemmiyet vermiĢ ve kendi açılarından bu kaydı izaha çalıĢmıĢlardır: J. Klaproth (1826) T‟u-küe‟yi “takye” ile,60 J. Schmidt (1824) “dugulga” (miğfer) ile,61 Gobelentz (1837) ve Schott (1849) Farsça “targ” (miğfer)62 ile, J. J. Hess (1918), Türklerin sil.h imalcisi bir kavim olduğunu ileri sürerek, keza “targ” ile, B. Munk.csi (1921) “dugulga”nın aslı olduğunu iddia ettiği T‟u-küe (kendisine gôre, doğru okunuĢ: Tu-lu-ke) sôzünü yine “miğfer” ile münasebete getirmiĢ,63 S. W. Koelle “Türk” kelimesinin kôkünü tur-, tir- addederek, bunu “çekmek, cezbetmek” manasına bağlamıĢ,64 kelimenin aslının “Turku” olduğunu beyan eden K. Fiñk, bunun “Ġskit” dilinde “Deniz kıyısında oturan adam” manasında olduğunu ileri sürmüĢtür.65
Ġsl.m kaynaklarında da bunlara benzer garip izahlara tesadüf olunur. Ġbn al-FakNh al-Hamad#nN‟ye (ôlm. 930‟a doğru) gôre,66 Türkler, Ye‟cüc-Me‟cüc seddinin arkasında “terk” edilmiĢ oldukları için bu adı almıĢlardır. GardNzN (ôlm. 1048-1049) de Nuh‟un oğlu Y.fes‟e düĢen arazi arasında “Türk diyarı” insandan h.lî, “terk edilmiĢ” durumda bulunduğu için Türklere bu adın verildiğini kaydeder.67
“Türk” adının bir de XI. asırda K.Ģgarlı Mahmud‟un zikrettiği bir izah tarzı vardır. Bu ünlü Türk dilcisi, Türk milletine Tanrı tarafından verildiğini belirttiği “Türk” adının “Olgunluk çağı” demek olduğunu ifade etmiĢtir.68
Türk adının izahında ilk ilmî tecrübenin A. V.mbéry tarafından yapıldığı kabul edilmektedir. Buna gôre, “Türk”, Türkçede “türemek” manasında olan türe-, veya tôrü-‟den iĢtikak etmiĢ olup, “yaratılmıĢ, mahlûk” manasına gelir.69 Bizde Ziya Gôkalp‟a gôre, “Türk”, “türeli” demektir.70 Türk tarihine dair tetkikleri ile meĢhur W. Barthold da: “Türk kelimesinin Orhun kitabelerinde bir çok defa kullanılan “tôrü” (kanun, .det, kanunla düzelmiĢ, birlik kazanmıĢ halk) kelimesi ile münasebettar olduğunu farz etmek mümkündür”71 demek suretiyle “Türk” adına Gôkalp‟ınkine yakın bir mana vermektedir.
Fakat “Türk” adının çok baĢka bir mana taĢıdığı Orta ağ Türk vesikalarından anlaĢılmıĢtır. Bu hususta ilk kaynağı ortaya koyan Alman Türkoloğu F. W. K. Müller‟in Uygur metinlerinde, cins ismi h.linde, tespit ettiği “türk” kelimesi “kuvvet, -li güç-lü” manasına gelmektedir.72 Buradaki “Türk” kelimesinin kavim adı olan “Türk” ile aynı olduğunu ilk defa A. v. Le Coq ileri sürmüĢ73 ve büyük Türkolog W. Thomsen de bunu kabulde tereddüt etmemiĢtir.74 Daha sonra Gy. Németh kavim adı olarak “Türk”ün “güc,-lü; kuvvet,-li” demek olduğunu Türklerde ad verme usulüne istinaden ve analojiler gôstererek ispat etmiĢtir.75
Ancak bu, “Türk” adının lûgat manası olup, etimolojisi değildir. Kelimeyi etimoloji bakımından yine tôrü+ kôküne bağlamanın mümkün olduğu düĢünülmüĢtür. L. Bazin “Türk” adını tôrü+mek‟ten 428
(Anadolu lehçesinde türemek) neĢet ettiğini kabul ederek, adın son tel.ffuz tarzına doğru geliĢtikçe mana itibarıyla da Ģu nüansları kaydettiğini sôylemiĢtir: “Türk” adı ilk Ģekli ile “var olmuĢ, Ģekil kazanmıĢ” m.nasında iken, sonra “geliĢmiĢ”, daha sonra, “tamamıyla geliĢmiĢ” mefhumlarını ifade etmiĢ, nihayet tel.ffuz “Türk” Ģeklini aldığı zaman “kuvvet, güç” manasını kazanmıĢtır.76 Bôylece, menĢe hususunda V.mbéry ile birleĢen L. Bazin mana bakımından Németh‟in ispatını takviye etmiĢ durumdadır ki; “Türk” adının menĢe ve manası hakkında varılan bu netice, cins ismi olduğu gibi, millet adı olarak da “Türk” sôzünün çok eski bir maziye sahip bulunduğunu bir kere daha ortaya koyan bir mahiyet taĢır.77
IV. “Türk” Adının Yaygınlığı
“Türk” adının Gôktürklerden itibaren sür‟atle yayıldığı dikkati çeker. Bu h.dise, Gôktürk imparatorluğu‟na bağlı, Türk soyundan gelen, çeĢitli boyların (kavimlerin) aynı zamanda “Türk” adını almaları ve bunların yabancılar tarafından hep “Türk” umumî adı altında tanınmıĢ olmaları ile ilgilidir. Gôktürk h.kimiyetinin çôkmesini müteakip bu soydaĢ kavimler (boylar) ayrı devletler kurdukları veya çeĢitli istikametlerde muhaceret ettikleri zaman, kendi hususî adları yanında, toplayıcı ad olarak “Türk” ismini de kullanmıĢlardı. Mesel. Batı Gôktürk idaresinde bulunan Karluklarla daha birkaç küçük Türk grubu tarafından kurulan Karahanlı Devleti‟nden Ġsl.m kaynaklarında umumiyetle “Türk Hanları” diye bahsedildiği gibi, Orta Asya eski Türk ülkelerinden muhtelif tarihlerde Ġsl.m memleketlerine gelenler de aynı kaynaklarda hep “Atr#k” (müfredi, “Turk”) diye anılmıĢtır. Ayrıca, vaktiyle Gôktürk Ġmparatorluğu‟nda yer almıĢ olan Oğuzlar da daha sonra “Türk” adını muhafaza etmiĢlerdir. Bu suretle, Rus yıllıklarında “Tork ve Torki” diye zikredilen Oğuzlardan baĢka, Selçuklulardan zamanımıza kadar, diğer Oğuz oymakları tarafından tesis edilen birçok devletler aynı zamanda “Türk” adını taĢımıĢlardır. Diğer Türk grupları tarafından kurulan devletlerde de “Türk” adı unutulmamıĢtır (mesel., HarezmĢahlar, Mısır Kôlemen Devleti vb.).
“Türk” adının, Türk soyundan gelen kavimlerin hepsine Ģ.mil millî bir isim olarak yayılmasını W. Barthold Müslümanların eseri saymaktadır: “Araplar birçok kavimlerin, VII.-VIII. asırlarda muharebeler yaptıkları Türklerle aynı dili konuĢtuklarını gôrerek, bunların hepsine Türk demiĢler, Ġsl.miyet‟i kabul eden Türkler de gittikçe bu adı benimsemiĢlerdir”.78 Barthold bu gôrüĢüne, “Türk” adının Ġsl.miyet hudutları dıĢında pek intiĢar etmediğini, mesel. ne Rusların ne de batı Avrupalıların Peçeneklere veya Kumanlara “Türk” demediklerini ve Ġsl.miyet‟i kabul eden Türklerin hepsinin de kendi dillerine “Türkçe” demediklerini de il.ve eder.79 Halbuki “Türk” adının tahminden ve Barthold tarafından zikredilen hususların gerektirdiği geniĢlikten çok daha yaygın olduğu muhakkaktır. Bazan Gôktürklerden ônceki devirlere giden bu yaygınlıkta Türklerin Ġsl.miyeti kabul etmeleri keyfiyetinin tesiri olmayacağı aĢik.rdır. Daha 420 yılında, Ġran‟ın kuzey sahalarındaki “Altaylı” kavimlere Perslerin umumî olarak “Türk” demeleri80 dıĢında, Bizans kaynaklarında sarahatle belirtildiği üzere, Sabırlar (VI. asır),81 Hazarlar (IX. asır), Macarlar (IX-XI. asır), Vardarlılar (XI-XVI. asır), Selçuklular, Mısır Türk Kôlemen Devleti, Osmanlılar aynı zamanda “Türk” adı ile zikredilmiĢlerdir.82 Hatt. coğrafî terim olarak “Türkiye” (Turkia) adı da Orta ağlarda çok geniĢ sahaları gôstermekte idi. VI. yüzyılda Orta Asya için kullanılan Türkiye tabiri,83 IX.-X. asırlarda Volga‟dan Orta Avrupa‟ya kadar uzanan Hazar 429
ve Macar ülkeleri için kullanılmıĢ (Doğu Türkiye= Hazar memleketi; Batı Türkiye=Macaristan),84 XII. yüzyıldan itibaren de Anadolu‟nun adı olmuĢtur.85 Mısır Kôlemen Devleti toprakları da Türkiye diye anılıyordu.861 Batı literatüründe umumiyetle, doğrudan doğruya, “Türkler”, “Türk Devleti” diye zikredilen bu topluluk ve siyasî teĢekküle biz, bunu diğer Türk topluluk ve devletlerinden ayırmak üzere, Gôktürkler, Gôktürk Devleti vb. demekteyiz. Yalnız, Türk dilini tarihî tasnifinde “Eski Türkçe” bôlümünde, Uygurcadan ônceki safha olarak yer alan bu Türk toplumunun diline Batı literatüründe Gôktürkçe (Kôk-Türkçe) adı verilmektedir (Gôk kelimesinin o çağdaki tel.ffuzu kôk‟tür). Bu tabir, ilk defa W. Bang tarafından kullanılmıĢ (bkz., W. Bang, .ber die kôktürkische Inschrift… Leipzig, 1896; ayn. müell., Zu den Kôk-Türk Inschriften, T‟oung Pao, 1896, s. 255 vdd. ayn. müell., Kôktürkisches… WZKM. 1897, XI, s. 192 vdd., vb…), daha sonra Türk dili mütehassıslarının çoğu tarafından devam ettirilmiĢtir (mesel., A. v. Le Coq, Kôktürkischen aus Turfan, Berlin, 1909; J. Németh, Die kôktürkischen Grabinschiften… KCsA, II, 1-2, 1926, s. 134 vdd; R. R. Arat, Türk ġivelerinin Tasnifi, TM, X, 953, s. 96, 119; A. Caferoğlu, Türk Dili Tarihi, I, Ġstanbul, 1958, s. 49, 99, vd; A. Dilaçar, Türk Diline Genel Bir BakıĢ, Ankara, 1964, s. 74, 92 vd).
Bilindiği gibi, “Kôk-Türk” tabirini bizzat bahis mevzuu Türkler kendileri kullanmıĢlardır (H. N. Orkun, Eski Türk Yazıtları, I, 1936, s. 30: Kül-Tegin, I. D, 3; Bilge, II D, 4). “Kôk-Türk” tabirinin m.nası hakkında bkz., W. Thomsen, Turcica, 1916, s. 19-25; O. Pritsak, Qara, Studie zur Türkischen Rechtssymbolik, Z. V. Togan Arm., Ġstanbul, 1953, s. 259; R. Graud, L‟Empire des Turcs‟ céleates, Paris, 1960, s. 15, 25.
2 Bkz., Lin Mau-Tsai, die Chinesischen Nachrichten zur Geschichte der Ost-Türken, I, Wiesbaden, 1958, s. 28.
3 Liu M.-Tsai, aynı eser I, s. 6; II (1958), s. 490, not, 22. Gôktürk devleti‟nin kuruluĢ tarihi olarak gôsterilen 552 senesi Bumın‟ın resmen Ġl-Hagan unvanını aldığı yıldır. Fakat gerçekte bu devletin daha ônceki tarihlerde müstakil hüviyette bulunduğunu in ile elçi teatisi ortaya koymaktadır. Nitekim Bumın kendi elçilerini Wei imparatoruna 546‟da gôndermiĢtir (aynı eser, I, s. 7). Gôktürk Hakanı ĠĢbara (ôlm. 587)‟ya gôre, bu devlet 535‟te kurulmuĢtur (bkz., L. M. Ts. aynı eser I, 52; II, 528).
4 Liu Juan, Liu ‟ung (304-318), e-Li (329-334), e-Hu (343-349), Pei Liang (397-439), bkz., B. Sz.sz, A hunok tôrténete… Bp. 1943, s. 87 vd. A. Caferoğlu, aynı eser I, s. 62-78. 304-439 yılları arasındaki Asya Hun sül.leleri için bkz., W. Eberhard, in Tarihi, 1947, s. 182; Selçuklulardan ônce Orta Asya ve Orta Doğu‟da Türkler için bkz., R. N. Frye-A. Sayılı, Belleten, sayı, 37, 1946, s. 103 vd.
5 J. v. Hammer, Geschichte d. Osm. Reiches, I, 1832, s. 1.
6 Gôst. yr.
7 W. Tomaschek, Kritik der .ltesten Nachrichten über den Skytischen, Wien, 1887. 430
8 G. de Rialle, Mémoire sur l‟Asie centrale, 1875, bkz., Türklük (mecmua), I, 1, 1939. Ġstanbul, s. 74 vd.
9 Bkz., J. Németh, Der Volksname “Türk”, KCsA, II, 4, 1927, s. 277.
10 V. de St. Martin, Dictionnaire de Géographie, VI, 1899; J. Marquart, Er.n{ahr, 1901, bkz., H. N. Orkun, Türkçülüğün Tarihi, Ġstanbul, 1944, s. 10 vd.
11 Bkz., H. KoĢay, Z. V. Togan Arm, s. 35.
12 I. Türk Tarih Kongresi Zabıtları, 1932, s. 151.
13 J. J. de Groot, Die Hunnen der Vorchristlichen Zeit, Berlin-Leipzig, 1921, s. 4 vd. Daha bkz., L. Ligeti, KCsA, II, 1-2, 1926, s. 2. Burada Tikler Asya Hunları ile bir sayılmıĢ, daha doğrusu, Tik=Türk aynîliği üzerinde durulmuĢtur. Tikler hakkında tafsil.t için bkz., B. Sz.sz, aynı eser, s. 49, 74, 474, 479, 513.
14 Mesel., H. N. Orkun, Türk Sôzünün Aslı, Ġstanbul, 1940, s. 11-18; Z. V. Togan, Umumî Türk Tarihine GiriĢ, 1946, Ġstanbul, s. 386.
15 Bkz., W. Koppers, Cihan Tarihinin IĢığında Ġlk Türklük ve Ġlk Ġndo-Germenlik, Belleten, sayı, 20, 1941, s. 475, n. 6 (Almancası, aynı yer, s. 486, n. 6).
16 A. v. Gabain, Hun-Türk münasebetleri, II. Türk tarih kongresi (1937) zabıtları, 1943, s. 900 vd; Ayn. müell., Hunnisch-türkische Beziehungen, Z. V. Togan Arm., s. 18.
17 W. Eberhard, in‟in Ģim.l komĢuları, Ankara, 1942, s. 117. Esasen “Türk” adının incede iki heceli olarak tespit edilmiĢ oluĢu bu gôrüĢü değerden düĢürmeğe k.fidir (aĢağıya bkz.,). “Türk” adına dair buraya kadar zikredilen iddiaların linguistique bir temele dayanmadığı hakkında bkz., J. Németh, Die Probleme der türkischen Urzeit, BOH, V, Bp. 1947, s. 91-98; ayrıca bkz., Aynı müell., Türklüğün eski çağı, Türkç. terc. ġ. BaĢtav, .lkü, sayı, 90, 1940, s. 518.
18 Bilindiği gibi, aslında Tevrat‟a gôre Nuh, Tufandan sonra bütün insanların atası durumundadır.
19 Al-TabarN, T#rNH al-Umam va‟l-Mul.k, I, Kahire, 1357, s. 139;
Ġbn al-AĢNr, Al-K.mil, I, Kahire, 1348, s. 44, Rivayetin kaynağı ilk Ġsl.m tarih rivayetçisi sayılan Vahb b. Munabbih‟tir. (ôlm. 728)
20 Al-Mas‟.dN, Mur.c al-zahab, I, Kahire, 1367, s. 131. Ġbn Hurd#dbih ve GardNzN‟ye (ôlm. 440=1048/1049) gôre (Zayn al-aHb#r, neĢr. ve Macarcaya terc. G. Kuun, Gırdezi a Tôrôkôkrôl, KSz, II, 1901, s. 2), Tufandan sonra Nuh dünyayı üç oğlu arasında taksim ettiği zaman Ye‟cüc-Me‟cüc (bkz., EĠ, Gog-Magog, ġakl#b bkz., ĠA bu mad.), in havalisi ve “Türk”, Y.fes‟in hissesine düĢmüĢtür. 431
Burada, “Türk” baĢka bir yoldan Y.fes‟e bağlanmaktadır. Süryani Mihael (ôlm. 1200) Tourkaye kavminin Y.fes soyundan olduğunu belirtmekle iktifa eder (J.-B. Chabot, Chronique de Michel le Syrien, III, 1905, s. 149). Barhebraeus (ôlm. 1286)‟a gôre (Abû‟l-Farac Tarihi, I, Türk. terc. .. R. Doğrul, Ankara, 1945, s. 75) ise, doğudan batıya doğru bütün kuzey bôlgesi, Alan memleketi, Medya, Türkler vb. Y.fes‟in oğullarına ait olmuĢtur.
Bu rivayet, Orta ağ Türk müellifleride de gôrülür: K.Ģgarlı Mahmud, DLT, neĢr. ve terc. B. Atalay, I, 350 vd. Daha bkz., Ebülgazi Bahadır Han, Türk ġeceresi, Anadolu Türkçesine çeviren, Dr. R. Nur, 1925, s. 13.
21 Bkz., Kit.b-ı Mukaddes, yani Ahd-i atîk ve Ahd-ı cedîd, Der Saadet, 1922, bahsin geçtiği yer: Tekvîn, X, 2. E. Blochet‟ye gôre, Y.fes‟in oğlu Türk, Moğol tarihini yazan Müslüman tarihçiler tarafından il.ve edilmiĢtir (MTM, I, 1, 1331, s. 126, n. 1). Fakat bu il.ve çok daha eski Ġsl.m tarihlerinde gôrülüyor. Ancak XIII. yüzyıldan sonraki Ģecerelerde bir de Moğol adı eklenmiĢtir.
22 Al-TabarN, I, n. 178; Al-Mas‟.dN, I, 224 vdd., 238 vd.; Ġbn al-AĢNr, I, 47.
23 “T.rac‟ın bir adı da T.r‟dur (Ģ.r vezninde), FarNd.n‟un büyük oğludur… Maveraünnehir‟den in ve Maçin‟e kadar onun hissesidir… T.r aynı zamanda T.r#n (Türk) vil.yetinin adıdır” Tercüme-i Burh#n-i W#tı, 1287, I, 1, s. 67. Tur adı, menĢei ve m.nası hakkında bkz., V. Minorsky EĠ, mad. T.r#n.
24 Rivayete gôre, iki tarafın orduları Taberist.n‟da Amul Ģehrinde (bkz., Y#k.t, Mu‟cam al-buld#n, I, 2, 68 vd.) idi.
25 Bu rivayete gôre, ok atma h.disesi TNr-m#h (=Ok ayı, Ġran Ģemsî takviminde, 4. ay)‟ın 13. günü (2 Ağustos) vuku bulmuĢ, bundan dolayı kutlu addolunan bugün “Mecusî”lerin bayram günü olmuĢtur (Terc. Burh#n-i W#tı, I, 2, s. 73). Aynı takvimde ayların 13. günleri “TNr” diye anılır. (gôst. yr.).
26 Bu rivayete gôre, Ġran adı Ġrac‟dan, T.ran adı da T.rac (=Tür) isminden gelmektedir. Gerçek m.nası ve coğrafî mevkii üzerinde çok durulmuĢ olan “T.r#n” t.biri hakkında bkz., J. Marquart, Er.n{ahr, s. 153 vdd.; W. Barthold, Cugr.fy.-yi T.rihi-i Ġr.n, Farsçaya terc. H. Sard#dvar, Tahran, 1308 Ģ. s. 5 vd.; Ayn. müell., Orta Asya Türk Tarihi Hakkıda Dersler, Ġstanbul, 1927, s. 77, vd. E. Oberhummer, Der Name Turan, Tur.n, Bp. 1918, 4, s. 193-208; H. N. Orkun, Türkçülüğün Tarihi, s. 10 vd.; R. N. Erye-A. Sayılı, Belleten, sayı, 37, s. 118-121; A. Caferoğlu, Türk Dili Tarihi, I, s. 12 vd; V. Minorsky EĠ, mad. T.r#n.
27 Ferdowsi‟s Shahnameh. A Revision of Vullers edition… I-IX., Tahran, 1934-1935; ġ#hn#meh, neĢr. M. Ramaî#nN, 1310-1312 Ģ.; Türkçeye terc. N. Lugal, ġehname, I-III, 1945-1949 (ġark-Ġsl.m klasikleri, n. 10); ĠA, mad. Firdevsi.
28 Rivayetleri Al-TabarN‟den nakleden büyük tarihçi Ġbn al-AĢNr bile mübalağalara iĢaret 432
etmekte ve yukarıdaki ok atma münasebetiyle Ģôyle demektedir:
˘!Iç m~-0.è 2õ. ..! .è-ôL)z!üo N Kp}! ê} .! G1ô ). .;g! .. !Iç . 2~sê~z¯
“Bir ok atıĢının bu kadar mesafeye varması Farsların yaptığı uydurmaların en ĢaĢılacaklarındandır” (Al-K#mil, I, s. 93).
29 A. Christensen, Les Kayanides, Copenhague, 1932, s. 28, bkz., Z. ġaf#, Ham#sa-sar#N dar Ġr#n, Tahran, 1324 Ģ, s. 575, 577.
30 Fr#sy#b b. FuĢanc b. Rustam b. Turk, Al-TabarN, I, 133; “Afr#sy#b b. FuĢanc b. Rustam, Malik al-Turk” Ġbn al-AĢNr, I, s. 116.
31 Al-Tabarî‟ye gôre (ayn. eser, I, s. 320) Ġranlılar Navrûz ve Mihric.n bayramlarından sonra üçüncü olarak bu h.diseyi kutlarlar.
32 Rivayete gôre, Türk prensesinin adı Visp#nfrya (Fr#ngNs) idi (bkz., Z. ġaf#, ayn. eser. s. 576). Al-Tabarî‟ya gôre (ayn, esr. I, s. 361), düğün Türk Ģehirlerinden birinde yapılmıĢtı. NarĢaHN, Afr#sy#b‟ın baĢkentini Buhara‟nın kuzeyindeki R#miy#n Ģehri olarak gôsterir (bkz., R. N. Frye- A. Sayılı, ayn. esr. s. 121). K.Ģgarlı Mahmud‟a gôre (DLT, III, s. 368), Afr#sy#b‟ın baĢkenti K.Ģgar idi (daha bkz., W. Barthold, Dersler, s. 78).
33 Ġranlılara büyük zaferler bahĢeden bu rivayetlerde Afr#sy#b adlı Türk hükümdarının uzun zaman yaĢamıĢ olması (birkaç asır!) icap etmektedir. Fakat her ne kadar Türk hükümdarları değiĢiyorsa da, Ġranlılar onları daima merhametsiz harp tanrısı “Afr#sy#b” adı ile anıyorlardı.
Son Ġran muvaffakiyetinden sonra da Afr#sy#b‟ın kardeĢi ve oğulları ile KayHurav kuvvetleri arasında sürüp gittiği Ġbn al-AĢNr tarafından bildirilen bu savaĢlar (Al-K#mil, I, s. 137 vd.)‟ın heyet-i umumiyesi hakkında bkz., Hônd-mNr, HabNb al-siyar, I, Tahran, 1333 Ģ. s. 185-200; Dr. R. Nur, ġehnamede Ġran-Turan cenkleri, Türk Bilik Revüsü, IV, Kahire, 1934.
34 Bkz., M. ġemseddin Günaltay, Ġran Tarihi, I, Ankara, 1948, s. 103-125. Eğer Afr#sy#b=Astiag gôrüĢü doğru ise, “Turan” sahasının doğu Anadolu-Kuzey Ġran-Maveraünnehir‟in doğusu istikametinde uzanan bir mevhum hattın kuzeyindeki ülkeler olduğunu kabul etmek gerekir.
35 Z. V. Togan, Umumî Türk tarihine giriĢ, s. 36.
36 Fakat bu husus sarih değildir (Son olarak bkz., K. H. Menges, Early Slavo-Iranian Contacts and Iranian Influences in slavic Nlythology, Z.V. Togan arm. s. 468 vdd.).
37 Mesel. büyük Türk h.nedanları kendilerini “Afr#sy#b”a nispet etmiĢlerdir. Karahanlılar “Al-i Afr#sy#b, NabNra-i Afr#sy#b” diye tanındığı gibi (bkz., ĠA, mad. Karahanlılar), Selçuklu .ilesi de Afr#sy#b,‟a bağlanmaktadır (bkz., ĠA, mad. Selçuklular). Diğer taraftan Karabalgasun Uygur kitabesinde adı geçen Uygur hükümdarı Bôgü Han Uygurlar tarafından “Afr#sy#b” olarak tanınmıĢtır 433
(T.rih-i Cih.nguĢ.y, I, GMS, 1912, s. 40). Al-Mas‟.dN‟ye gôre (ayn. esr. I, 132, 271) Gôktürk hanları da Afr#sy#b neslinden idi.
38 Bkz., Gôktürklerde: Eski Türk yazıtları, I, s. 50, 63. Uygurlarda: Eski Uygur Ģehirlerinden Bezeklik‟de bir m.bedin duvarında Er Tunga‟nın muharebe ve ôlümü tasvir edilmiĢtir (M. F. Kôprülü, Türk Edebiyatı Tarihi, Ġstanbul, 1926, s. 57; R. N. Frye - A. Sayılı, ayn. esr. s. 120). Karahanlılarda: Kutadgu Bilig (neĢr. R. R. Arat, I, metin, 1947, s. 43, bugünkü Türkçeye terc. R. R. Arat, II, 1958, s. 31): “Türk beyleri arasında meĢhur olanı Tunga Alp Er idi… Ġranlılar ona Afrasyab derler”. Selçuklularda: K.Ģgarlı Mahmud, DLT. III, 368: “Türklerin büyük hakanı Afrasyab‟ın asıl Türk adı Tunga Alp Er‟dir”.
39 Al-Tabarî dıĢında, Bal.zurN ve NarĢaHhN‟de VII. asır 2. yarısında Türkler için bkz., R. N. Frye-A. Sayılı, ayn. esr. s. 105 vd.
40 T. Kowalski, Die .ltesten Erw.hnungen der Türken in der arabischen Literatur, KCsA, II, 1-2, 1926, s. 38-41; H. Derenbourg, Le Div.n de Nabigha Dhoby.ni, Paris, 1869, s. 93, Frans. terc. s. 144. Al-N#biga ve ôlüm tarihi hakkında bkz., A. AteĢ, ġarkiyat Mecmuası, II, Ġstanbul, 1958, s. 29-32.
41 Tafsilen bkz., Gy. Moravcsik, Byzantinische Humanisten über den Volkname “Türk”, KCsA, II, 5, 1930, s. 381-385. Türkler-Troyalılar münasebeti hakkında daha bkz. R. S. Atabinen, II. Türk Tarih Kongresi Zabıtları, 1948, s. 543-556. Burada Atilla zamanında (434-453) Batı Hun Ġmparatorluğu‟na bağlanmıĢ olan Turcilinglerin (bunlar hak. bkz., B. Sz.sz, ayn. esr. s. 180, 201, 307) Türk oldukları, “Türklerle Latinlerin müĢterek Troya menĢei” ve “Türk” adının Avrupa‟da ilk defa rahip Hieronymus‟un (VII. asır) eserinde geçtiği meseleleri ileri sürülmüĢ, diğer taraftan H. J. Graf (Yngve Tyrkia Conungr: Türklerin kralı Yngve, bkz. Z. V. Togan Arm. s. 30 vdd.) da Troya meselesinden baĢka, eski Alman, Ġskandinav dillerinde Torchi (“Türk” ve Torhotus “Türklerin kralı”) sôzlerini bahis mevzuu etmiĢtir.
42 Aqathias (ôlm. 582)‟in Gôktürklerden bahseden eseri 552-556 yılları vekayiini ihtiva eder. Bk. Gy. Morcvesik Byzontinoturcica, 1, 1043, s. 104 vd.)
43 in kaynaklarındaki “Türk” sôzünü gôsteren iĢaret mütehassıslar tarafından çeĢitli tarzlarda okunmuĢtur: E. Chavannes (Documents sur les Toukiue-Turcs-occidentaux, Petersbourg, 1900): Toukiue; P. Pelliot (T‟oung Pao, XVI, 1915, s. 685 vd.): T‟ou-kiue; W. Eberhard (in‟in Ģim.l komĢuları, Ankara, 1942, s. 86 vdd.): Tu-cüe; A. v. Gabain (Hunnisch-Türkische Beziehungen, A. V. Togan Arm. s. 17 vdd.): T‟u-kiu; P. A. Boodberg (Semitic and Oriental Studies, XI, 1951): T‟u-chüeh; B. .gel (Doğu Gôktürkleri hakkında notlar, Belleten, sayı, 81, 1957, s. 84, 109): T‟u-chüeh; Liu Mau-Tsai (ayn. esr.); T‟u-küe. Son okunuĢ tarzı L. M. Tsai‟ninkidir.
44 P. Pelliot, L‟Origines de T‟ou-kiue, nom chinois des Turcs, TP. XVI, s. 687 vddd. A. v. Gabain‟e gôre (gôst. yr.): “Türkit”. 434
45 Bkz., L. Bazin, Recherches sur les parlers T‟o-pa, TP. XXXIX, 1950, s. 228 vdd, krĢ. A. v. Gabain, Hunnisch-Türkische Beziehungen, s. 27. Orhun kitabelerinde +t ile cemilenmiĢ sôzler vardır: Tarkat (tarhanlar), toygut (toygunlar=devletin ileri gelenleri), oğlut (oğlanlar) vb. Bkz. Eski Türk yazıtları, I, 30, 54, 174; II, 111, vb.
46 Ġ. Kafesoğlu, Türk Tarihinde Moğollar ve Cengiz Meselesi, Tarih Dergisi, sayı, 8, Ġstanbul, 1953, s. 116-124.
47 P. A. Boodberg, Threc Notes on the T‟u-chüeh Turks, Semitic and Orient Studies, California, XI, krĢ. L. M. Tsai, ayn. esr. II, s. 488. Türkçede cemi eki olarak +z ve diğer ekleri için bkz. A. Caferoğlu, ayn. esr. s. 134.
48 “Türk” (´¨≠Æ) için bkz. Eski Türk yazıtları, metin, I, s. 101 (1, 2. satır, ilk kelimenin yarısı; 2. ilk kelimenin yarısı; 3. ilk satır, 5. kelime), s. 103 (9, son satır, son kelime), s. 107 (20, 2. str. 3. kelimenin son yarısı), s. 129 (3. ilk str. 4. kelime).
“Türük” (ب≠Æ) için bkz. Ayn. esr., metin, I, s. 23 (1 c 1, ilk str. sağdan 4. kelime; 1c3, ilk str. 5. kelime), s. 25 (1c7, ilk str. 3. kelime) vb.. Son hecedeki +ük harfinin Yenisey varyantı oln B ile: I, s. 117 (46, 2. str. 2. kelimenin ilk yarısı; 52, ilk str. 5. kelime) vb..
W. Thomsen Gôktürk kitabelerindeki bu çift tel.ffuz üzerine daha 1922‟de dikkati çekmiĢti (bkz. TM., III, s. 82). Kül-Tegin ve Bilge kitabelerinde kelime daima “Türük” Ģeklinde geçtiği için son zamanlardaki araĢtırmalarda iki heceli tel.ffuz ilk plana alınmıĢ gôrünmektedir (mesel., bkz. R. Giraud, L‟Empire des Turcs célestes, Paris, 1960).
49 Bkz. H. Antal, Az orosz évkônyvek Magyar vonatkoz.sai, Bp. 1916, s. 89, 159, 161, 235. Bu Türkler, Oğuzların Karadeniz kuzeyinden Balkanlar‟a inen kısmıdır (A. N. Kurat, Peçenek Tarihi, Ġstanbul, 1937, s. 10, 17 vb.; L. R.sonyi, Dünya Tarihinde Türklük, Ankara, 1942, s. 124, 135). Bunlar Bizans kaynaklarında Uz diye geçer.
50 Michel le Ayrien, III, s. 149.
51 Gy. Moravcsik, Byzantinoturcica, II, s. 269 vd.
52 Tafsil.t için bkz. Gy. Moravcsik, KCsA. II, 5, 1930, s. 381-388; “Türk” sôzü ile ilgili Grekçe metin için bkz. Ayn. müell. Byzantinoturcica, II, s. 274.
53 Bizanslı Th. Gazes‟in doğru olarak “Türk” yazması onun bu adı Ġstanbul‟un fethini müteakip bizzat Türklerden duymuĢ olmasıyla ilgili olabilir.
54 L. Bazin, Notes sur les mots “Oğuz” et “Türk”, Oriens, VI, 2, 1953, s. 315-322. Müellif burada gôrüĢünü takviye etmek üzere Macarcada “Türk” adının Tôrôk Ģeklinde yaĢamakta olduğuna dikkati çeker. 435
55 “Türk” adının ince Ģeklini son zamanlarda “Tôrküt” olarak okuma tecrübesi (b. H. W. Haussig, Byzantion, XIII, 1954, s. 311) bu fikri kuvvetlendirmektedir.
56 L. Bazin, gôst. yr.
57 “Türk”e Tôrôk diyen Macarların Türklerle münasebeti hayli eskidir: “Dilimizin gôsterdiğine gôre, Macarların cetleri mil.ttan binlerce sene evvel Ural dağlarının yakınında ve bu dağların Avrupa tarafında Fin-Ugor kavimlerinin cetleriyle birlikte yaĢamıĢlardır. Fin-Ugorların batısında herh.lde Ġndo-Germenler, doğu cihetinde de Türklerin cetleri bulunuyordu. Müteaddit gramer uygunluğu ve bazı müĢterek kelimelerin mevcudiyeti Ural ana-kavminin her iki komĢu ile olan münasebetin hatırasını muhafaza etmiĢtir” (F. Eckhart, Magyarorsz.g tôrténete, Türkçe terc. Macaristan Tarihi, 1949, Ankara, s. 3). IV.-V. asırlarda Türk-Macar münasebetleri hakkında: L. Ligeti, Az urali Magyar ôzhaza, bkz. A magyars.g ôstôrténete, Bp. 1943, s. 36-70; daha bkz. aĢağıda, n. 80-81.
58 O. Franke, Beitr.ge aus chinesischen Quellen zur kenntniss der Türkvôlker… Berlin, 1904, s. 13; L. M. Tsai, ayn. esr. I, 40, II, s. 490, n. 16. Diğer bir in kaynağı olan ou Ģu‟da T‟u-küe‟nin hükümdar unvanı olduğu bildirilmiĢtir (ayn. esr., I, s. 6).
59 De Guignes, Hunların, Türklerin … tarih-i umumîsi, Türkçe terc. H. Cahid (Yalçın), II, Ġstanbul, 1923, s. 271.
60 J. Klaproth, Tableaux historiques de l‟Asie, Paris, s. 115.
Lous Bozin, Le Turcs de Mots, des Hammes, Budapest, 199.
61 Bkz. J. Németh, Der Volksname “Türk”, KCsA, II, 4, 1927, s. 275 vdd.
62 Bkz.: a.g.e.
63 Bkz.: a.g.e.
64 Bkz.: a.g.e.
65 Bkz.: a.g.e.
66 AHb#r, al-buld#n, BGA, V, 1885, s. 299.
67 Zayn al-aHb#ar, gôs. yr., s. 2. Ġsl.m kaynaklarındaki bu izahta, “Türk” ve “terk” telimelerinin Arap harfleriyle yazılıĢında birbirinin aynı oluĢu rol oynamıĢ gôrünmektedir.
68 DLT, I, s. 353.
69 H. V.mbéry, Die primitive Cultur des Türko-Tatarischen Volkes, Leipzig, 1879, s. 51. Fakat bu izaha Németh tarafından birkaç noktada itiraz edilmiĢtir (J. Németh, Der Volksname “Türk”, gôst. yr; daha bkz. H. N. Orkun, Türk sôzünün aslı s. 23). 436
70 Ziya Gôkalp, Türk medeniyeti tarihi, I, Ġstanbul, 1341, s. 26. Gôkalp‟e gôre “türe” te.mül ve .det (la coutume) karĢılığıdır. Z. Gôkalp “Eski Türklerde içtim.î teĢkil.t ile mantıkî tasnifler arasında tenazür” adlı uzun makalesinde, (MTM, I, 3, 1331, s. bilhassa 449-454) yazdığına gôre, Türklerin ilk Ġçtim.î Ģekli “büyücülük” devridir ki, burada 4‟lü teĢkil.t ile ġamanizm h.kim bulunur. ġamanizm ise, bir yandan Totemizm ile, bir yandan da “m.derî semiye) (clan maternel) ile al.kalıdır. Daha sonra, Türkler arasında yeni bir din baĢlamıĢtır (Oğuz Han menkıbesinde Oğuz Han‟ın getirdiği yenilik bu yeni dinin zuhurunu haber vermektedir). 6‟lı, 8‟li ve 24‟lü teĢkil.tın gôrüldüğü ve “peder-Ģ.hî” aileye dayanan bu devir “türecilik” devridir. ĠĢte “Türk” adının m.nası buradan çıkmaktadır. Sondaki +k ek olup, kelimenin bütün olarak m.nası “türeli”, yani türe dinine malik demektir.
71 W. Barthold, Orta Asya Türk tarihi hakkında dersler, s. 27.
72 F. W. K. Müller, Uigurica, II, 1911, s. 10, 15, 97. Buradaki Türkçe metin için bkz. H. N. Orkun, Türk sôzünün aslı, s. 24. Ayrıca A. Caferoğlu, Uygur sôzlüğü, III, Ġstanbul, 1938, s. 201; R. Rahmetî Arat, Eski Türk Ģiiri, Ankara, 1965, s. 388.
73 Bkz. W. Thomsen-Festschrift, 1912, s. 151.
74 TM, III, s. 82.
75 Der Volksname “Türk”, s. 275-281. Burada belirtildiğine gôre, eski Türklerde kuvvet, cesaret, fazilet, sağlamlık vb. ifade eden kelimelerin kavim, boy, oymak adları olarak kullanılması yaygın bir .detti. Mesel., Peçenek oymaklarından birinin adı Kangar (kahraman), diğer birinin adı Erdem (fazilet) idi. Oğuzlardan Kayı oymağının adı “katı, kuvvetli”, Salur oymağının adı “muharip”, ġor Türklerinden Karan oymağının adı “cesur, kahraman” manalarına geliyordu. Yine Oğuzlardan Kınık oymağının adı “kuvvetli, sağlam” manasında idi (bkz. L. R.sonyi, Tôrôk adatok a Magyar etymologi.i szôt.rhoz, Bp. 1941, s. 31. Kelimenin Kınığ Ģekliyle “gayretli heyecanlı, çalıĢkan” manasına geldiği de sônlenmiĢtir (bkz. R. R. Arat, ayn. esr. s. 403). W. Thomsen “Türk” kelimesini, hükümdar neslinin, yani Gôktürk hükümdar ailesinin adı kabul eder (TM, III, s. 82). Németh‟e gôre ise, ônce oymak adı olan “Türk”, sonra bütün Türk kavminin adı olmuĢtur (A honfoglaló Magyars.g kialaul.sa, Bp. 1930, s. 49).
76 L. Bazin, Notes sur les mots”Oğuz” et “Türk”, s. 321 vd.
77 “Türk” adının Ģimdiye kadar umumiyetle sanıldığından eski olması ihtimali hakkında bkz. Mustafa Kôymen, Hsiung-nuların Tu-ku (T‟u-ko) kabilesi, DTC Fakültesi Dergisi, III, 1, Ankara, 1944, s. 51-59, Almanca terc. s. 59-68. Burada “Türk” adının Asya Hun imparatoru Mao-tun‟un hükümdar olduğu tarihten (M... 209) beri mevcut olabileceği ihtimali üzerine dikkat çekilmiĢtir. Bununla beraber, Tu-Ku veya T‟u-ko adının Türkçe “tuğlug” (tuğ taĢıyan kabile) tarzında L. Bazin‟in bir izah tecrübesi de vardır (bkz. H. W. Haussig, ayn. esr., s. 350, n.)
78 W. Barthold, Dersler, s. 27.
79 Bkz. W. Barthold, ayn. esr. s. 27 vd. 437
80 H. W. Haussig, Theophylaktos excurs über die Skytischen Vôlker, Byzantion, XIII, 1954, s. 311 ve not, 93-95.
81 Bizans tarihçisi Ġ. Antiocheus (eserini 610‟da yazmıĢtır) 515 yılındaki bir h.dise münasebeti ile “Türk” sôzünü zikretmiĢti. (Bk. H. W. Haussig, ayn. esr. s. 310, n. 92) Bu hadise Sabır Türklerinin Karadeniz civarına yaptığı akındır (Gy. Moravcsik, Bizantinoturcica, I, 173). Bizanslı tarihçi -Hun) t.birini zikreder ki, bu tabir Haussig‟e gôre (gôst. yr.) “Kudretli Hun” demektir. Bôylece t.birin bir Ģahıs adından ziyade, o Ģahsın mensup olduğu aileyi veya kavmi (kudretli Hunlar) Ģeklinde gôsterdiği anlaĢılmaktadır.
82 Bkz. Gy. Moravcsik, Byzantinoturcica, II, 269, vdd. Macarlara Ġsl.m, Ermeni, Alman kaynaklarında da “Türk” denildiği hakkında bkz. Gy. Németh, A honfoglaló… s. 196-203.
83 Menandros‟da To.rcia bkz. A magyarok slôdeirôl és a honfoglal.srñl, Bp. 1958, s. 40.
84 G. Németh, A honfoglaló…, s. 201 vd.
85 Bkz., ĠA, mad. Selçuklular.
86 Gy. Moravcsik, Byzantinoturcica, II, 269.